“Hayvanlar et olmadan önce bireydi. Tıpkı kadınların ‘kadın’ olmadan önce insan olduğu gibi.”
Bu kitapla ilk tanışmam birkaç yıl öncesine dayanıyor. O zamanlar sadece bir okur değil, aynı zamanda bir araştırmacıydım. Tez konum olarak bu kitabı seçmemin nedeni, onun yalnızca teorik değil, aynı zamanda kişisel bir uyanışa sebep olmasıydı. Şimdi, eski bir 1000Kitap kullanıcısı olarak yeni hesabımda ilk paylaşımım bu kitapla olsun istedim. Çünkü bazı kitaplar sadece okunmaz, sana kendini, dünyayı, sistemleri yeniden düşündürür. Etin Cinsel Politikası, feminizm ile hayvan özgürlüğü hareketleri arasındaki köprüyü kuruyor. Bu köprü bazen etin bir tabakta olmaktan çok daha fazla şey ifade ettiğini gösteriyor. Kadının bedenine ve hayvanın bedenine aynı sistematik gözle bakan bir dünyanın içinde yaşıyoruz. Carol J. Adams bu bağlantıları yalnızca anlatmıyor; gösteriyor, hissettiriyor ve sorgulatıyor. Kitabı okurken (ya da tez boyunca tekrar tekrar içine girerken) en çok düşündüğüm şey şu oldu: Sessizliği tüketiyoruz. Kadının susturulması ile hayvanın görünmezleştirilmesi arasında fark yok. Et yemek sadece bir “tercih” değil, kültürel bir iktidar meselesi. Bazı cümleleri öylesine değil, vicdanınla okuman gerekiyor. Çünkü kelimeler seni rahatsız edebilir; ama bu rahatsızlık zaten uyanışın ilk adımı. Tezime eşlik etmiş, hayatımı da etkilemiş bu kitabı yeniden okumak; şimdi artık daha çok şeyi görebildiğimi fark ettirdi.
Yeni başlayanlara önerim: Acele etmeyin. Her sayfa bir kapı gibi; önce tokmağını çalın, sonra aralayın.