Ön bilgi içermez
"İçimde derin bir boşluk var. Sanki bir parçam alınmış ve eksik biri gibi dünyaya atılmışım. Bütünü oluşturan en önemli parçam eksik gibi hissediyorum. O olmadan sanırım tam olamayacağım... Ama onun ne olduğunu da sanırım asla bulamayacağım." Sayfa 23
Yapay Duygular, klasik anlamda bir olay örgüsünden çok, insanın iç dünyasına doğru yapılan sessiz bir yolculuk gibi. Mekanikleşen ve duyguların neredeyse yok olduğu bir gelecekte; geçmişten gelen bir iz, sadece bir anı defterini değil, unutulmuş hisleri de gün yüzüne çıkarıyor.
Kitap, zamanın ötesine geçen ama hiçbir zaman tamamlanamayan duyguların izini sürüyor. Kurulamayan bağların da aslında bir anlam taşıdığını, bazı hislerin yaşanmasa bile insanın içinde var olmaya devam ettiğini hissettiriyor. Okurken bir olayın peşinden gitmiyorsunuz; daha çok bir duygunun içinde kayboluyor, eksik kalmış cümlelerin ağırlığını hissediyorsunuz. Kitabı okurken 'Ne olacak, olay nasıl sonuçlanacak?' diye merak etmekten ziyade 'Ne anlatacak, ne hissettirecek?' merakına kapılıyorsunuz.
Ve sayfalar ilerledikçe insan kendine sormadan edemiyor: Duygular gerçekten yok olabilir mi, yoksa sadece bastırılır mı? Unutulan bir his, gerçekten kaybolmuş mudur? Hiç yaşanamayan bir bağ, yine de gerçek sayılır mı? Birini anlamak için gerçekten iletişim kurmak şart mı? Yoksa bazı ruhlar, hiçbir zaman temas etmeden de birbirine dokunabilir mi? Zaman, duyguları siler mi yoksa sadece üzerini mi örter? Ve en önemlisi… hissetmeyi unutan bir insan, gerçekten yaşamaya devam ediyor sayılır mı?
Belki de kitap en çok şunu fısıldıyor: Bazı duygular tamamlanmak için değil, hatırlanmak için vardır.
En sevdiğim kitaplar arasında ilk 3'e giren ve tek oturuşta bitirebileceğiniz kadar sürükleyici ve akıcı olan bu kitabı, beğendiğimi ve tavsiye ettiğimi