Evet, asıl kuvvetler daha içerideydi ve bu taktik ve uygulama komutanların büyük bir bölümü tarafından yanlış bulunuyordu. Bu yanlış komuta ve uygulama ile, savaşın başında az sayıdaki çıkarma noktasından düşman kuvvetlerini püskürtme imkânı böylece kaçırılmış oldu.
Şüphesiz ki bazı büyük devletlerin boğazlarımız üzerinde vazgeçmek istemedikleri emelleri ve hayalleri vardır:
1) Rusya’nın boğazlar üzerinden sıcak denizlere ulaşma hayalleri,
2) Fransa’nın; Napolyon’un: “İstanbul anahtardır, İstanbul’a egemen olan dünyaya hükmedecektir.” çıkarımına dayanan siyasi duyarlılıkları,
3) İngiltere’nin, “Denizlere hâkim olan devlet, dünyaya hâkim olur, hükmeder.” çıkarımına istinaden 19. yüzyıldan itibaren Rusya’nın Akdeniz’e inme emelini engelleme politikası,
4) Almanya’nın “Doğu’ya Doğru” diye isimlendirebileceğimiz “Drank Nach Osten” politikası.
İşte tüm bu emeller, hayaller ve politikalar bu devletleri kendi aralarında aşikâr olmayan, gizliden gizliye yürütülen, çeşitli mücadelelere sevk etmiştir.
Arkamda duyduğum ayak sesleri üzerine başımı çevirince, karşımda Ali Çavuş’u buldum. Sararmış yüzü derin bir acının belirli izleriyle çizgiliydi. Daha ‘Neyin var?’ diye sormama meydan kalmadan, o müthiş gerçeği anlamama yetecek bir hareketle, kolunu uzatmıştı. Dehşetle sarsıldım. Çavuşun sol kolu, bileğinin dört beş parmak kadar yukarısında parçalanmış, kanlar içinde idi. Elinin yere düşmemesini ancak zayıf bir bağlantı önlüyordu.
Son sistem donanıma sahip olan bu gemiler İstanbul’a getirildi. Bir süre sonra Osmanlı bu gemilerle Karadeniz’e açılarak, Rus limanları bombaladı. Bu bombalamanın ardından, tarihler 2 Kasm 1914’ü gösterdiğinde, Rusya Osmanlı’ya savaş açtı.