KARAKTERLERİN RUHUNU KAYBETMEK: ANNABETHH
Percy Jackson dizisinin 2. sezonu yaklaşıyor. Kitapları defalarca okumuş, o evrenin mitolojisiyle ve karakterleriyle büyümüş biri olarak, ilk sezondan beri içimde birikenleri artık hiçbir kalıba sokmadan, tamamen doğal ve düz bir şekilde konuşmak istiyorum. Çünkü ne zaman bu konuyu düşünsem, bir okur olarak içimdeki o hayal kırıklığı dalgası yeniden kabarıyor. Diziyi ilk duyduğumda, çocukluğumun o en sevdiğim dünyasını ekranda kanlı canlı göreceğim diye ne kadar büyük bir heyecan yaşadıysam, bölümler ilerledikçe hissettiğim boşluk hissi de o kadar büyük oldu. Benim buradaki asıl karın ağrım, sadece olayların hızlı geçmesi ya da bütçe yetersizliği falan değil. Asıl mesele, kitapta sayfalar boyunca zihnimize ilmek ilmek işlenen o güçlü karakter kimliklerinin ve o evrenin tehlikeli ruhunun dizide tamamen yok sayılması. Biz o karakterleri sadece isimlerinden ibaret oldukları için sevmedik; onların kendilerine has duruşları, birbirleriyle olan o çatışmalı ama samimi dinamikleri ve fiziksel kimlikleri o hikayenin temel taşlarıydı. aslında dizinin kurgusal bağını koparan o meşhur Annabeth Chase konusuna. Bunu en dürüst, en net halimle aradan çıkarmak istiyorum: Siyahi oyuncuların ekrandaki varlığıyla, onların yetenekleriyle ya da ten renkleriyle ilgili en ufak bir derdim yok. Tam aksine, sektörde çok daha fazla yer almaları gerektiğini düşünüyor ve her zaman destekliyorum. Benim buradaki eleştirim asla ırk ya da etnik köken üzerine değil; benim eleştirim tamamen bir okur olarak orijinal kurguya ve yazarın kendi elleriyle çizdiği o görsel dünyaya duyulan saygıyla alakalı. Annabeth kitapta gri gözleriyle, sarı saçlarıyla, o mesafeli ama fırtınalı Athena kızı duruşuyla bir bütündü. O görsel detaylar sadece birer dış görünüş özelliği değildi; karakterin o gururlu, bilgiç ve
İleti
Hadsiz mesafeli ol
İnsanlar görselcidir görsel onlara hitap etmeyince karşıdakine hemen abi /abla demeye başlıyorlar .
Reklam
Varoluşçu filozof Jean-Paul Sartre, Varlık ve Hiçlik isimli eserinde trajik bir “kötü niyetli kadın” tanımı yapar; "Bir ilk buluşma masasında oturan kadını hayal edin. Karşısındaki adamın onun için beslediği niyetleri, zihninin arkasındaki o asıl arzuyu çok iyi biliyor. Er ya da geç kaçınılmaz bir karar vermesi gerekeceğinin de farkında. Fakat bu gerçeğin ağırlığını, o anın aciliyetini hissetmek istemiyor; bu yüzden adamın tavırlarındaki o güvenli, mesafeli ve saygılı maskeye sığınıyor. Ama işte o an geliyor: Adam birden kadının elini tutuyor. Bu ani hamle, zamanı durduruyor ve kadını bir karara zorlayarak her şeyi tehlikeye atıyor: Elini orada öylece bırakırsa, bu flörtü onaylamış ve bir bağın içine çekilmiş olacak. Elini aniden geri çekerse, o anı büyüleyici kılan o kırılgan, uçucu uyumu paramparça edecek. Kadının tek bir amacı kalıyor artık: Karar anını olabildiğince uzağa, geleceğe fırlatmak. Ve hepimizin çok iyi bildiği o sinsi oyunu oynamaya başlıyor: Kadın elini orada bırakıyor ama o eli hissetmiyormuş gibi davranıyor. Hissetmiyor, çünkü ne tesadüftür ki tam o saniyede kendini tamamen derin, entelektüel düşüncelere adamış durumdadır! İşte o anda, ruh ile beden arasındaki o sahte boşanma tamamlanmıştır: Kadının eli, adamın sıcak avuçları arasında cansız bir nesne gibi hareketsiz kalır. Ne rıza gösterir, ne de direnir. İşte biz, kendi özgürlüğünden kaçan bu kadına; kendi kendine yalan söyleyen 'kötü niyetli' bir ruh diyeceğiz.
HAZİRAN AYI OKUDUKLARIIM VE TBR
merhabalaarrr geçen gün bi iletimde bana kitap önermenizi istemiştim biraz yoksulluktaydım daa😭😊💗ve hepinizin önerdiiği kitapların çoğunu okumaya çalıştım bugüne kadaarr ve haziran ayı tbrsini ve okuduklarımı paylaşmak istediim 🐽💝 ayın ortasına geldik bile, ben de hem haziran başından beri büyük bir merakla bitirdiğim kitapları hem de ayın kalan günlerinde okumak istediğim o listeyi (yani şu tbr olayını) sizinle paylaşmak istedim. hadi gelin biraz konuşalım, dertleşelim! 👇✨ 📚 haziran başından beri bitirdiklerimm Ölüm Beni Bulana Dek : ismini ilk gördüğüm andan itibaren beni çok hüzünlü ve duygusal bir hikayenin beklediğini biliyordum aslında ama bu kadarını ben de tahmin etmemiştim. okurken gerçekten içimin burkulduğu, karakterlerin hislerini resmen kalbimde hissettiğim bir süreç oldu. duygusal dozu o kadar yüksek ve o kadar naif işlenmişti ki, hüzünlü kitapları sevenlerin kesinlikle şans vermesi gereken, insanı kendi içine döndüren çok etkileyici bir kurguydu. 🥺💔 Akhilleus’un Şarkısı : mitolojik hikayelere ve o evrenlerin büyüleyici atmosferine zaten çocukluğumdan beri apayrı bir ilgim var ama bu kitap benim için apayrı bir yerde duruyor artık. o kadar zarif, o kadar ince ince işlenmiş bir anlatımı vardı ki, her sayfasında o antik dünyanın havasını soludum resmen. ama o son sayfalar... canımı o kadar çok yaktı ve beni o kadar derin bir çaresizlikle baş başa bıraktı ki, kitabı kapattığımda gözyaşlarımı tutamadığımı itiraf etmeliyim. tam anlamıyla yürek burkan bir şaheserdi. 😭🏛️ Kargalar Meclisi : işte bu ayın benim için en büyük bombası ve heyecan kaynağı kesinlikle buydu! Kaz Brekker ve onun o her biri birbirinden yaralı, tekinsiz ama bir o kadar da sadık çetesiyle tanışmak harika bir deneyimdi. Ketterdam’ın o dumanlı, tehlikeli ve karanlık sokaklarında onlarla birlikte o imkansız, tam bir
İleti
İçimde Kalanlar
​Sessiz durduğuma bakma benim, İçimde kimsenin bilmediği bir gürültü var. Herkes kendi yolunda akıp giderken, Bende durup dinlenen sızılar var. ​Biraz mesafeli duruyorsam eğer, Kırılmaktan yorulduğum içindir. Yoksa kalbimin kapısı ardına kadar açık, Sadece, herkes o eşikten geçemez. ​Karanlık çöktü mü çekilirim köşeme, Gökteki o incecik aya bakarım. Kimseye yük etmem dertlerimi, Kendi yaramı, yine kendi ellerimle sararım. Duygu İdi İnstagram:dyglusiirlr
1000Kitap
Buluştur beni Necla
İlk başta soruyorum size? 💵 Para mı? 💞 Aşk mı? Necla adındaki idealist bir kadın ile tanıştıracağım sizi.. Üniversiteyi bitirdikten sonra kendi çöpçatanlık (evlilik) ofisini açan Necla ve onun şirketinin etrafında dönen olayları anlatıyor. Necla’nın sıradan bir çöpçatanlık bürosundan büyük bir farkı var: O, özellikle zengin ve varlıklı ailelerin çocuklarını birbiriyle eşleştirmeyi amaçlıyor. ​Bunun temel sebebi ise bu ailelerin "miras bölünmesin" ya da "bizim ailemize denk birisi olsun" düşüncesiyle çocuklarına servetlerine uygun eşler arıyor olması. Necla, sıfırdan kurduğu bu şirketi kısa sürede büyüterek Türkiye'nin en tanınmış çöpçatanı haline geliyor. Ancak bu süreçte arkasından kuyu kazan rakiplerle ve haksızlıklarla da mücadele etmek zorunda kalıyor. ♂️ Tan Alp: Babası Süleyman Bey’in sürekli evlilik baskısı yaptığı, otuz yaşında zengin bir iş insanı. İşine son derece bağlı olmasına rağmen babasını bir türlü memnun edemiyor ve sürekli önünüze getirilen evlilik konusundan bıkmış durumda.​ ♀️ Bircan: Çok başarılı ve işine sadık bir kadın doğum doktoru. Anneler gününde ya da zorlu doğumlarda bebekleri kurtarırken kendi içinde derin duygular yaşıyor (kendi annesini onu doğururken kaybetmiş). Geçmişte yaşadığı aşk kırıklıkları var ve yolları bir noktada Tan Alp ile kesişiyor; aralarında inişli çıkışlı, mesafeli ama merak uyandırıcı bir çekim oluşuyor. Necla, zengin adayları bir araya getirmek için çok özel, gizemli ve maskeli kokteyller düzenliyor. Bu partilerde kimse birbirinin tam olarak kim olduğunu bilmeden, Necla'nın yönlendirmesiyle tanışıyor. Amaç hem aşkı hem de parayı bir arada sunabilecek doğru adayı bulmak. Bir yanda ailelerinin servetini korumak ya da büyülemek için evlenmek zorunda hisseden zengin gençler, diğer yanda ise iletişim kurmakta
İnsan ve Duygular
Reklam
Reklam