Mutlu olabilmek de bir sanat :))
5/10
·192 syf.·
2026 45. kitabı
"Beni bu güzel havalar mahvetti..." demiş Orhan Veli Kanık Sanırım beni de biraz bu sıcaklar mahvetti... Bertrand Russell 'ın Mutlu Olma Sanatı 'nı bitirdim. İçinde altını çizdiğim, üzerinde düşündüğüm yerler oldu. Ancak hem sıcak havaların getirdiği odaklanma zorluğu hem de kitabın bana mesafeli gelen dili nedeniyle bir türlü içine giremedim. Kitabı elime aldığımda, ikinci sayfadan sonra koptum genelde.. Kitabın dili sade ve anlaşılır, bu noktada herhangi bir şikayetim yok. Lakin kitabın 1930'larda yayınlanmış olması, daha güncel eserlere nazaran onu geri plana düşürüyor. Daha samimi bir dili olmasını tercih ederdim, çünkü basma kalıp fikirleri dikte eden değil, ruhu olan kitapları seviyorum. Elbette yazıldığı dönemde yenilikçi ve özgün sayılabilir ama günümüz şartlarında eksik kalıyor. Yazara haksızlık etmemek adına şunu da belirtmek isterim ki, oldukça makul söylemleri mevcut. Sürekli kendine odaklanmak yerine yeni uğraşlar edinmek, çabalamak ve hatalarını kabullenmek, onlarla yüzleşmek yönünde söylediklerini sevdim. Okunabilir mi? Yeter ki bana bir şeyler katsın da diyorsanız elbette tercih edilebilir. Herkese keyifli okumalar diliyorum
Mutlu Olma SanatıBertrand Russell · Say Yayınları · 20135,1bin okunma
Mişima Mesafesi
8/10
·576 syf.··
2026 70. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 13:25
Okuyacağınız kitap yorumu biraz spoiler/ipucu içerebilir. Nerden başlamalı kitabın düz anlatımına takılıp sadece eşcinsellik üzerine mi gitmeli yoksa , güzellik/çirkinlik, gerçek kimlik/maske ,gençlik/yaşlılık, yasak olan ve aşk üzerinden mi anlatmalı? İntikamı için başkasını kullanmak ; gücün ve paranın iktidarının güzellik karşısında çaresizliği... Velhasıl 26 yaş için olgun ve hacimli bir roman, diğer kitaplarında farklı. Mişima duygusallığı sanki bu eserde daha soğuk ve mesafeli. Konu itibari ile de olabilir. Yalanlar,gizli ilişkiler,ortak amaç (!) için göz yumulan haller. Güzellik nasıl bir silaha evrilir, nasıl kullanılır? Ana karakter Yuichi mi gerçekten yoksa yaşlı yazar mı? Sürprizlerle dolu ama bence fazla uzatılmış gibi. Diyeceksiniz ki yukarıda da olgun demişsin; öyle. O yaşa göre olgun ama okura göre fazla uzun ( ez azından bana göre) Neresinden bakmak isterseniz öyle ... Mişimanın romanlarında ölüm hep var ; ölüm bir tören gibi... Sonraki yıllarda hayatına son vermesi de acaba bu duygunun yansıması mı? İnsan var olmak için özünden feragat etmeli mi? Başkasının , toplumun dikte ettiği yaşamı mı sürmeli. Ahlak,cinsellik neye göre kime göre doğru... Sorular çok...
1000Kitap
Yasak RenklerYukio Mişima · Can Yayınları · 202614 okunma
Reklam
Puan vermedi·131 syf.··
2026 24. kitabı
Tek Başına Bir Adam, hacminden beklenmeyecek bir cüretle, modern insanın en aristokratik trajedisini sahneye koyuyor: Derin bir aidiyetsizlik ve entelektüel bir izolasyon. Christopher Isherwood, bizi George adında yas tutan bir akademisyenin zihninde gezdirirken, aslında burjuva ahlakının ve banliyö sıradanlığının ortasına bırakılmış rafine bir bilincin otopsisini yapıyor. Kitap, kalın entelektüel tuğlalardan hoşlananların aksine, "az ama öz" felsefesini benimseyen, her cümlesi incelikle yontulmuş bir heykel gibi duran o nadir yapıtlardan. ​Romanda beni en çok büyüleyen şey, Isherwood’un acıyı asla vulgarize etmemesi, onu bir rütbe gibi, sessiz ve asil bir biçimde taşıması oldu. George’un acısı, varoluşçu bir başkaldırıdan ziyade, stoacı bir katlanış. Çevresindeki o kitlesel sıradanlığa, banliyö hayatının mekanik neşesine karşı takındığı mesafeli ve alaycı tavır, tam anlamıyla entelektüel bir aristokrasinin dışavurumu. O, kalabalıkların arasında bir yabancı değil; kalabalıkları kendi zihinsel laboratuvarında inceleyen titiz bir gözlemci. ​Kitap, uyanış anıyla başlar ki bu kısım felsefi olarak tam bir başyapıttır. "Ben" ve "şimdi" bilincinin acı verici geri dönüşü, bir insanın kendi varoluşunun ağırlığını her sabah yeniden kuşanmasını anlatır. Isherwood, zamanı doğrusal bir akıştan çıkarıp George’un zihninde büküyor; geçmişin gölgesi, şimdinin tatsız gerçekliğiyle öyle bir çarpışıyor ki, ortaya muazzam bir melankoli çıkıyor. Bu yönüyle metin, bana Proustvari bir hafıza felsefesini ve Woolf’un bilinç akışındaki o şık zamansızlığı hatırlattı. ​Eğer bu eseri sadece bir "yas hikayesi" olarak okursanız, onun asıl dehasını ıskalamış olursunuz. Tek Başına Bir Adam, modern dünyanın tek tipleştirici baskısına karşı, bireyin kendi özgünlüğünü ve estetik değerlerini koruma
Tek Başına Bir AdamChristopher Isherwood · Yapı Kredi Yayınları · 201824 okunma
Babamın Bavulu
8/10
·88 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
Babamın Bavulu bence Orhan Pamuk’un yazdığı en samimi, en insani şeylerden biri. Hani o devasa, katmanlı romanlarındaki o mesafeli, entelektüel yazar tiplemesi var ya; işte bu konuşmada o zırhı tamamen indiriyor. Karşımıza sadece babasının gölgesinde büyümüş, onun takdirini kazanmak istemiş, içi içine sığmayan bir çocuk ve bir oğul olarak çıkıyor. Beni bu metinde en çok vuran şey, o meşhur bavulun etrafında dönen o "dürüstlük" hissi oldu. Düşünsene, baban ölmeden önce sana içi el yazmalarıyla, defterlerle dolu bir bavul bırakıyor ve sen o bavulu açmaktan korkuyorsun. Pamuk orada çok acayip bir itirafta bulunuyor; "Ya babam benden daha iyi bir yazarsa?" diye gizli bir kıskançlık ve korku hissettiğini söylüyor. Bir yazarın, hele ki Nobel almak üzere olan bir yazarın, kendi egosunu, o insani zayıflığını ve kıskançlığını bu kadar çıplak bir şekilde ortaya koyması bence muazzam bir cesaret. Bir de tabii o odalara kapanma meselesi var... Yazmayı, dünyadan kaçıp bir odaya gizlenmek ve orada sabırla iğneyle kuyu kazmak olarak anlatıyor ya, insan ister istemez kendi hayatına dönüp bakıyor. Biz bugün neye bu kadar sabır gösterebiliyoruz, hangi masada saatlerce tek başımıza kalabiliyoruz diye düşündürüyor. Doğu ile Batı arasında sıkışmışlık hissini, o "taşralı" olma duygusunu anlatırken de o kadar bizden, o kadar içeriden konuşuyor ki, hani o ödülü alırken aslında hepimizin hikayesinden bir parça taşıdığını hissediyorsun. Okuyucu yorumlarına baktığında da zaten genel hava hep bu yönde. İnsanlar Orhan Pamuk’un o ağır roman dilinden sonra bu metni okuyunca "Aaa, o da bizim gibiymiş, onun da babasıyla, kendisiyle dertleri varmış" diyorlar. Kitap bitince insanın içine tuhaf bir hüzünle karışık üretim arzusu doğuyor; gidip eski aile albümlerini karıştırmak, babanın ya da annenin
Babamın BavuluOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 20193,359 okunma
Puan vermedi·322 syf.··
2026 4106. kitabı
“Handan Makamı”, Hümeyra Kaya’nın duygularla örülmüş, sakin ama derin bir anlatı kurduğu bir kitap. Okurken kendimi bir hikâyenin içinde değil de bir ruh hâlinin içinde dolaşıyormuş gibi hissettim. O kadar içe dönük ve yavaş ilerliyor ki, aceleye hiç yer bırakmıyor. Kitapta en çok dikkatimi çeken şey, karakterlerin iç dünyasına verilen ağırlık oldu. Özellikle Handan’ın gelgitleri, sorgulamaları ve kendiyle hesaplaşmaları oldukça gerçekçi. Yer yer onunla empati kurmak çok kolay, yer yer de mesafeli kalıyorsunuz. Bu da aslında karakterin ne kadar “insan” olduğunu hissettiriyor. Dili oldukça akıcı ama klasik bir olay örgüsü bekleyenler için biraz durağan gelebilir. Çünkü burada asıl mesele “ne olacak?” değil, “nasıl hissediliyor?” sorusu. Bu yüzden bazı bölümlerde tempo düşüyor gibi hissettim. Buna rağmen kitapta beni etkileyen bir dinginlik var. Bitirdiğimde büyük bir olayın değil, küçük ama derin bir dönüşümün izini taşıdığımı fark ettim. Çok gürültülü değil ama içten içe dokunan bir kitap. Özellikle karakter odaklı, duygusal anlatıları sevenlerin sevebileceği türden.
Handan MakamıHümeyra Kaya · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 202414 okunma
8/10
·560 syf.··
2026 38. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 00:00
Atatürk'ün hayatı ile ilgili ayrıntıları okumak benim için oldukça keyifliydi. Kitap akıcı bir şekilde ilerliyor ve özellikle Mustafa Kemal'in çocukluk, gençlik ve eğitim yıllarına dair birçok detayı bir arada görmek hoşuma gitti. Ancak aynı yazarın Latife Hanım kitabını daha etkileyici bulduğumu söylemeliyim. Bunun bir nedeni muhtemelen Mustafa Kemal hakkında zaten belirli bir bilgi birikimine sahip olmam; Latife Hanım'ın hikâyesi ise benim için çok daha fazla yeni bilgi ve keşif içeriyordu. Kitap, Mustafa Kemal'i sadece asker ve devlet adamı kimliğiyle değil, insani yönleri, özel hayatı, dostlukları ve ilişkileriyle de anlatmaya çalışıyor. Bu yönünü değerli buldum. Ancak bazı bölümlerde yazarın bakış açısını fazlasıyla hissettiğim için zaman zaman daha mesafeli ve dengeli bir anlatım beklediğimi de söylemeliyim. Buna rağmen sıkılmadan okuduğum, Mustafa Kemal'in hayatına farklı açılardan bakmamı sağlayan, akıcı ve keyifli bir biyografi oldu. Özellikle Atatürk'ü sadece tarih kitaplarındaki bir lider olarak değil, bir insan olarak da tanımak isteyenlere rahatlıkla tavsiye edebilirim
Mustafa Kemal Atatürk Mücadelesi ve Özel Hayatıİpek Çalışlar · Yapı Kredi Yayınları · 2018419 okunma
Reklam
Reklam