Roman yazmak için çok roman okumak gerekir. Bununla aynı şekilde karakter oluşturmak için de pek çok insanı bilmek gerektiğini söyleyebilirim. Bilmekten kastettiğim, karşındakini anlamak, hem de çok iyi anlamaktır.
Kitaplardan söz edersem, gerçekten de envai çeşit kitabı, adeta harlı bir ocağa odun atar gibi peş peşe okuyordum. Bu kitapların her birinin tadını çıkarıp onları sindirmekle öyle meşguldüm ki (sindiremediğim kitapların sayısı daha çoktu gerçi), onların dışındaki olaylar üzerine düşünecek neredeyse hiç vaktim kalmıyordu. Benim için bu, belki de iyi olmuştu. Etrafımdaki olaylara dikkat etseydim var olan anormallikler, çelişkiler ve sahtekârlıklar hakkında ciddi ciddi düşünmeye başlar, içime sinmeyen şeylerin üzerine üzerine gider, çıkmaz sokaklara sürüklenerek telafisi zor şeyler yaşayabilirdim.
Başka bir deyişle, bir sorun yaşandığında katılabilecek yerler vardı. Ancak hızlı gelişme dönemi sona erip köpük ekonomisi dönemi de çökünce, bu sığınma yerlerini bulmak zorlaştı. "Kendini büyük akışı bırakınca bir yere varılır" diye genel bir çözüm yöntemi yoktu artık.
Eğer insanları "köpek cinsi" ve "kedi cinsi" karakterler olarak ayırırsak, ben tamamıyla kedi cinsindenim. "Sağa dön" denildiğinde hemen sola dönmeye meyilliyimdir. Böyle yapınca arada bir "Eyvah" diye düşündüğüm de olur ama iyisiyle kötüsüyle ben böyle biriyim.