Yaşam nasıl da gözünü kırpmadan geçiyor. Şaka gibi geliyor ama seneye yolun yarısına gelmiş olacağım. Ben küçükken yolun yarısı büyük bir şeydi. Otuzlar cidden büyük gelirdi. Şu an bakıyorum da otuzlar hiç de büyük değilmiş. Yirmilerin aynısı bu ama tek farkla. Yirmiler kadar kaotik değil. Bir diğer fark ise eskisi gibi yiyemiyorsun. Cidden doksanlarda doğanlar beni anlar. Otuzlar abartttığımız gibi değilmiş.
Bir diğer nokta da sanırım benim yaşamda hiçbir şeyi başaramamış olmam ile alakalı. Bilmiyorum bu aralar Harry Potter hikayesi yaratmaya o kadar takıntılı oldum ki her şeyi bıraktım. Çok önemli KPSS denen illet var önümde aslında. Yaşamım boyunca istemedim memur olmayı ama sanırım mesleğim için katlanacağım buna.
Yirmilerime bakıyorum da umudum, tutkum bir çaba gücüm vardı. Şimdiyse her şey bitti. Resmen yaşamımı umursamıyorum bile. Ölsem gözüm açık gider ama rahatlarım da bir yandan. Çünkü biliyorum ki o istediğim dünyalarda yaşayamayacağım. Aslında o kadar istiyorum ki beni anlayabilecek birini bulmayı bunun için dalıyordum belki de Harry Potter hikayelerine. Severus Snape karakteriyle benzeşiyoruz ki benim hikayelerimde de o başrolde diyebilirim. Her anda çok iyi görüyorum içimdeki boşluğumun nasıl dolduğunu. Ne yazık ki gerçekte dolamayacak bir karadelik durumunda. Arada geliyor işte bu bana. Belki de kpss bitince hayatıma son vereceğim ama hala hikayelere dalıyorum. Kopmak istemiyorum çünkü gerçeklikte bu dostluğu ve tamamlanmışlığı yakalayamayacağımı biliyorum. O fantastik dünyalarda o insanları göremeyeceğimi biliyorum ve bu acı veriyor.
Çocukluğumdan beri bildiğim tek şey yalnız öleceğimdi. Bunu pandemi zamanında hastanede yatarken de anlamıştım. Bir hastane odasında yalnız başına ölmek... Hastane odası olmaz belki ama bir yerde yalnız öleceğime eminim.