Zamanın Yazgısı – Roman Tanıtımı Zamanın Yazgısı
1995 yılında görülen iki derin rüya… Biri geçmişe, diğeri geleceğe açılan bir kapı. Biri çocuklukla yüzleşme, diğeri yıllar sonra karşılaşılacak benlikle sessiz bir buluşma… İşte Zamanın Yazgısı romanı, bu iki rüyanın yankısıyla doğdu.
Romanın merkezinde, üniversite öğrencisi Melih yer alıyor. Kitaplarla büyüyen, sorularla derinleşen bir genç. Zamanla rüyalar, karşılaştığı insanlar ve içsel sorgularla dönüşen bir ruh… Onun yolculuğu, makine mühendisliği okuyan Selim ve gizemli bilge figür Âsım’la kesiştiğinde, roman metafizik ve felsefi bir derinlik kazanıyor.
Selim’in geçmişe dair gördüğü rüya; kendi bebekliği ile karşılaştığı ve kucağına alış anı, romanın simgesel kırılma noktası hâline geliyor. Âsım ise geçmişin yankısı, geleceğin sesi, bazen bir iç bilgelik olarak beliriyor—yolu gösteren ama yürümeyen bir rehber gibi.
Zamanın Yazgısı, klasik bir anlatının ötesine geçerek, rüya ile gerçeği, sezgi ile aklı, zamanla mekânı iç içe geçiriyor. Roman, okuyucusunu yalnızca bir hikâyeye değil, kendi varoluşuna doğru bir yolculuğa davet ediyor. İnsan nedir, kader nedir, mutluluk gerçekten mümkün müdür? sorularını ortaya atarken kesin cevaplar sunmuyor; aksine okuyucunun kendi iç sesini duymasına olanak tanıyor.
Bu kitap, bir genç adamın içsel büyümesini anlatırken, her okuyucunun kendi geçmişiyle, geleceğiyle ve yazgısıyla yüzleştiği bir aynaya dönüşüyor.