“Yaşamak…” dedi Asya, dışarıya bakarak. “Aslında düşündüğümüzden çok daha basit ve çok daha karmaşık bir şey.”
Melih ona doğru bir adım yaklaştı. “Ne demek istiyorsun?” diye sordu, merakla. “Yaşamak… İnsanlar bunu farklı tanımlıyor. Senin için yaşamak ne anlama geliyor?”
Asya, bakışlarını Melih’e çevirdi. Gözlerinde kararlı, yumuşak bir ışıltı vardı. “Herkes, hayatta bir şeyler arıyor” dedi. “Bazıları mutluluk, bazıları başarı, bazıları da anlam… Ama çoğu zaman unuttukları bir şey var.”
Kaşlarını çatmış dikkatle dinleyen Melih “Nedir o?” diye sordu sabırsızca. “Asıl mesele…” diye devam etti Asya “Hayatın içinde anlam aramak değil. Hayatın kendisinin bir anlam olduğunu fark etmek”.
Melih, “Yani… Ne demek istiyorsun? Herkesin bir amacı olmalı değil mi? Bir şeylere ulaşmaya çalışıyoruz… Bir hedefimiz olmalı…”, dedi.
Asya gülümsedi. “Tabii ki hedefler önemli” dedi. “Ama insanlar genellikle bir yerlere ulaşmak için yaşar. Yarın,
bir yıl ya da on yıl sonrasına odaklanırlar. Ve farkında bile olmadan bugünü yaşamayı unutur, kaybederler. Yaşam, gelecekte değil, şu anda.”