Bir yolun başlangıç noktası diye bir şey yoktur. Bu ontolojik olarak imkânsızdır. Yol hep ortasından başlar, sen de yola tam ortasından girer yürümeye başlardın. Sen yolu yürümeye başlardın, yol kendini ortasından sürdürür, çatallanır, sonsuzcasına ürerdi.
Anlamlandırılamayan ve açıklanamayan şeyler var. Çok fazla. Aslında her şey bundan ibaret, yalnızca arada birkaç berrak yaşantı akıyor ve biz de buna gündelik hayat diyoruz.
Hayatı olduğu gibi -nasılsa öyle- kabullenip yaşama olgunluğundan veyahut gerçekçiliğinden uzaktı. Şeyler hep onun istediğin gibi düzenlensin, onlara adları ve anlamları hep onun seçtiği yollardan verilsin istiyordu. Bir sevgi mi var, o onun istediği biçimiyle halledilmeli, onun zihnindeki resmin dışında bir mahiyeti olmamalı ve bunun ifade edilişi de yine onun istediği ve uygun gördüğü yani dayattığı sözcüklerle yapılmalıydı.
kim çocukluğunun hangi kapısından kovulduysa kovulduğunu sandıysa oraya dönsek o kapıyı yaksak yeniden kardeş olsak bak ben aradım başka kardeşler bulayım diye sokağa çıktım bulamadım simdi ne olacak simdi ne yapacağız ömür boyu ıstırabımızı mı kalaylayacağız.