Ey sanal dünyadaki varlığını gerçek dünyadaki varlığından daha çok önemseyen dostlar!
Ne söyleyeceksiniz hepsini söyleyin, birazdan kalbiniz atmayacak.
Konuşacağınız ne çok şey vardı, sustunuz.
Dinlenmediğiniz için değildi birdenbire dudaklarınızı kilitlemeniz. Yanınızdakilerin gözlerinde görmek istiyordunuz kelimelerinizin ateşini. Şömineye düşer düşmez alev alan odunlar gibi çatırtıyla yanmadıkça sözcükleriniz, konuşmanın bir anlamı yoktu.
Bilmedim ahvâlimi gerçi ne hâl üstündedir
Şol kadar bildim nefs ile cidâl üstündedir
Fikri zikri âşıkın gerçi visâl-ı yârdir
Lîk hiç mümkün değil, fikri muhâl üstündedir
{- Gerçi gidişatımın ne durumda olduğunu bilmedim; ama şu kadarını bildim ki nefis ile çekişme halim devam ediyor.
- Gerçek âşıkın fikri de zikri de Sevgili'ye kavuşmadır; lakin bu hiç mümkün görünmüyor. Çünkü bu fikir temelsizdir (yani sevgiliye kavuşabilen âşık görülmemiştir.)} Kanuni Sultan Süleyman
Sevincin tarihi üzüntünün tarihi kadar karanlık. Sevinmeyi ve üzülmeyi yeniden öğrenmedikçe, ne sevincimizi taşıyabileceğiz ne de üzüntümüzü. Sevinenin sevinci nerede? Başkasının gözyaşlarında mı! Üzülenin üzüntüsü nerede? Yakılıp yıkılan sokaklarda mı! "Ben dayanılmaz kahrımı ve üzüntümü yalnızca Allah'a şikâyet ediyorum." (Yusuf, 86) demedikçe yatışmayacak kalbimiz. Olgunlukla süslemedikçe zaferlerimiz çirkinleşecek.