Metanoyam

Metanoyam
@metanoyam_
Rengarenk dünyada bir adam gezer, Ne zengin ne fakir ne mümin ne zındık.
Çok soğuk bir havada karlar içindeki iki kirpi donmamak için birbirlerine sokulurlar. Isınmaya başladıkları an dikenlerin canlarını ne kadar çok yaktığını fark ederler. Birbirlerinden uzaklaşırlar ve canlarının acısı sona erer. Ama çok kısa bir süre sonra yine üşümeye başlar ve birbirlerine sokulurlar. Isınınca canlarının acısını fark edip tekrar uzaklaşırlar birbirlerinden. Bu böyle sürüp gider, ta ki üşümelerinin ve canlarının yanmasının en az ve katlanılır olduğu mesafeyi bulana kadar. Arthur Schopenhauer'in bir anlatısı..
Hayat
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
“sen benim altıncı işimsin. onca ağır yükün altında sana ayırabileceğim ancak yorgunluğumdur. otuz iki yıl kalbimi ve gövdemi silerek kurduğum dünyanın önüne almamı bekleme seni. ne kadar derinden gelirse gelsin, ne kadar yakıcı olursa olsun, görünmez bir boşluğu -o da bir sürelik- dolduracak bir ses için onca yılı hiçleyemem. bu dünyayı kolaylaştıracaksın diye kapılarımı açtım. bir yol boyu pınarısın sen. kan ter içinde geliyorum, bir yudum serinlik için, içindeki çirkefle simsiyah ediyorsun. attığım hiçbir adım için kimseye hesap vermedim ben. aşk değil işgal bu. gittikçe herkese benziyorsun. içindeki cehennem ilgilendirmiyor beni. bana gülün gerekli, dibindeki gübre değil. anlıyor musun? tırpanla biçilmiş ekinler gibi ardarda düşüyordu adam. adam düşmüyordu da gökyüzü toprağa gömülüyordu kadının ağzından çıkan her sözcükle. topuklarında kocaman delikler açılmış gibi tüm kanı boşalıyordu bedeninden. bekleyişin iplerine diztiği iç çekişin boncuklarıyla boğuldu usul usul sesi. duvarları içine göçmüş bir evdi, dört yanından kar yağan. güneş bile buz gibi sızıyordu temeline. ne bir gülüş, ne bir anı, ne bir düş… hiçbir şey adamın düşüşünü durduramıyordu. tutunacağı her şeyi alıp savuruyordu kadının sesi. derisi içinden yüzülüyordu. bütün iyi günler, güzel sözler el ele vermiş de en büyük suçluymuş gibi adamın yüreğini yiyorlardı. kadının sesinden bir mezara gömülüyordu adam. son bir çırpınışla inledi… sesini gökyüzünün yerine koydum koyalı böyle oldum. gamzelerinin halkası ile geriletebiliyorum üstüme yürüyen pisliği. kırk iki köprüden geçtim bugüne dek, ne altında bir ince su, ne üstünde gökkuşağı. soluğum yalnızlık, gövdem küf kokuyordu. sonra esirgediklerine bir özür, bir bağış gibi dünya kattı seni ömrüme. yalnız gözleri değil, hücreleri görmeye başlayan bir körün
"Sonuç?" ya da "Sonra?" diyen kimi görürse mezar taşlarını gösteriyordu." Sonuç yok" diyordu. "Sonuç, ertelenmiş bir şimdi, sürekli devinen gerçeğin yeni bir başlangıcı, bir yanılsamadır bulunduğumuz yere göre. Aslolan süreçtir ve elimizdeki tek gerçek, biricik şans, şimdi, şu an yaşadığımızdır. Bu yüzden tanıma gelmez, kalıbı ve kuralı yoktur; aşk gibi, ay ışığı gibi, iğde kokusu gibi... Yaşanır yalnızca. Sonuç adına şimdiyi ertelemek, yaşamı ertelemektir, ipini çekerek ardına düştüğümüz mutluluğu zamanın dışına itmektir. Bulunduğumuz her nokta, yaşadığımız her an bir sonuç değil midir gerçekte; bizi biz eden geçmişimizden ve seçimlerimizden oluşmuş bir sonuç?"

Metanoyam

, bir kitap okudu
10/10
·256 syf.·
Beğendi
·
2022 5. kitabı
Şükrü Erbaş
8.3/10 · 14bin okunma
Senin kabın küçükse deryanın günahı ne ? Mevlana Celaleddin-i Rumi