Hayatın Dünya’nın hey yerinde olduğunu bir bakışta görebilmeniz için astrobiyolog olmanıza gerek yoktur. Bildiğimiz kadarıyla yaşam, Dünya’nın yüzeyini tamamen değiştirmiştir.
Dünyayı ve üzerinde yaşayan insanları değiştirmek için elli yıl yeterli bir süreydi. Gereken tek şey, sağlam bir sosyal mühendislik bilgisi ile net bir hedef belirleyebilme becerisiydi. Tabii bir de güç.
Jan, her türlü kederin de ötesinde bir teslimiyete oturup düşündü. İnsanlığın sonu gelmişti demek. Hiçbir peygamberin öngöremediği bir sondu bu; ne iyimserlik, ne kötümserlik kabul eden bir son.
Ama insanlığa yaraşır bir son olmuştu; şahane bir sanat eserinin kaçınılmazlığını barındırıyordu içinde. Jan, evrenin ne kadar uçsuz bucaksız ve korkunç olduğuna şahitlik etmiş, insanlara uygun olmadığına kanaat getirmişti. Kendisini yıldızlara yollayan hayalinin son tahlilde ne kadar boş olduğunu nihayet anlamıştı.
Çünkü yıldızlara giden yol ikiye ayrılıyordu ve ikisi de sonunda insanların hayal ve korkularına uygun değildi.
Ne kadar önemsiz olursa olsun, bir şeyleri başka herkesten iyi yapmak. Tabii bu herkesin ulaşabildiği bir hedef değil. Ama içinde bulunduğumuz modern dünyada önemli olan bir ideal sahibi olmak. O ideali elde etmek geri planda kalıyor.