"Ah... kahrolası zamanı bir kez, sadece bir kez durdurabilseydik! Mutluluk ve sevinçlerimizi, o kısa mutluluk ve güzellik anlarını bir diriltebilseydik! Yalnız mutluluk ve başarılarımızı değil, yalnızca neşe ve sevinçlerimizi değil, aynı şekilde dert, acı ve kahırlarımızı da hep hissedebilseydik, unutmasaydık! Her günün şafağında yüreğimizi kahır ve acı balyozlarının altına koyabilseydik! Her zaman neden neşeli, neden kederli olduğumuzu bilebilseydik! Ama hayır, hayır, hayır... zaman gelip unutuş perdesini başımızın üstüne gerecek... Unutuş perdesinin altında uzanacağız... Bu haksızlık değil mi? Neden zaman beddua edecek bize ve bizi siyah bir elbise ya da unutus perdesiyle cezalandıracak? Neden boyuna her şeyi unutacağız? Neden?"
"Herkes kendine göre bir şeyi, ya da bir şeyleri sever. Kimisi malı mülkü, kimisi güzel döşenmiş evleri, kimisi doğayı, kimisi kuşları, kimisi atları ve at binmeyi, kimisi kitapları ve sayfalar arasında gezmeyi, kimisi sessiz köpekleri, kimisi köpekliği, kimisi de kadınları sever... Ben de kavalı severim, hep onun sırtını sıvazlamayı severim. Kavalımla, artık arkamızda kalan zamanlara, günlere dönmek isterim. Yine oralara gitmek, yine eski zamanları, şeyleri aramak isterim."