Holden. Yapılamayan buluşmaların, edilemeyen telefonların, alınamayan kararların, yalnız bir ergenliğin, istismara uğrayan bir çocuğun, oluşmayan istikrarın, oturmayan karakterin, anne babaya sahip bir üveyliğin ismi. Holden.
“Bendeniz, çevrede en azından birkaç kızı görebileceğim bir yerlerde takılmayı severim; kollarını kaşısınlar, sümkürsünler, hatta yalnızca kikirdeyip dursunlar, fark etmez.” (syf 8) diyecek kadar ergen,
“Tanıştığımıza memnun oldum,” demek beni öldürüyor. Ama hayatta kalmak istiyorsanız, ille de bu zırvalıkları söylemek zorundasınız." (syf 86) diyecek kadar Oğuz Atay karakteri,
“Bir kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman, bunu yazan keşke çok yakın bir arkadaşım olsaydı da, canım her istediğinde onu telefonla arayıp konuşabilseydim diyorsanız, o kitap bence gerçekten iyidir.” (syf 23) diyecek kadar derin,
“Bir şeylere üzülüyorsam, tuvalete gitmem gerekse bile gitmem. Üzülmekten gidemem. Üzülmeyi bırakıp gidemem.” (syf 43), “Bana birisi bir armağan verdiğinde, sonunda üzülen hep ben olurum.” (syf 54) diyecek kadar hassas ve duygusal,
“Kaybedince üzüleceğim bir şeyim olmadı hiç.” (syf 88) diyecek kadar yalnız bir karakter Holden Caulfield.
Kitap kahramanın üç gününü anlatan, yüzeysel bir anlatımla yazılmış bir eser. Kitapta günlük dil kullanılmasının –hele ki argo- beni biraz tedirgin ettiğini itiraf etmeliyim fakat 16 yaşındaki bir erkek çocuğunun ağzından anlatıldığını düşünürsek bu üslup mantıklı bir gerekçeye bürünüyor. Yazar deyim yerindeyse edebiyat parçalayarak kendini okura hiç göstermemiştir, anlatan yazar değil 16 yaşında bir çocuktur.
Kahramanın ergenlik hayatı kayıptır. Anne ve babayı kitapta görmüyoruz ve görülmeyen şeyin sorun olduğu sonucunu çıkarıyorum. Aynı şekilde kahramanın çocukluk hayatında da istismara uğradığı anlatılmıştır. Yazar