Şu anlaşıldı ki, yahut ben öyle anladım ki: Bu memlekette fırkacılık duygusu ve hırsı, bütün memleket ve millet duygusunun üstünde. Bir İttihatçı yabancı bir devlerin idaresi altına girmeyi kabule razı; tek, İtilafçılar başa geçmesin. Bu a karşı İtilafçılar da, İttihatçıların hüküm sürmesindense İngilizlerin idaresini tercihe hazır. Ara yerde benim gibi birkaç budala, millet kaygısıyla elem ve endişe çekerek gözyaşı dökmekte.
"...İnsanlar sevgili ölülerini ne kadar büyük özenlerle mermer kutulara saklasalar, zamanın dişlerine kemirtmekten kurtaramazlar. Çünkü onun inkılapçı dişlerinin giremeyeceği korunaklıkta bir yer yoktur. Çünkü bir firavun cesediyle bir fare ölüsünün sonlarındaki eşitliğe zaman kefildir. Çünkü tabiat, bir vücuda verdiğini son zerresine kadar geri alan en müthiş bir alacaklıdır."
"En büyük felsefe, kitap şeklinde yayımlanamayan hakikatlerdir. En küçük hayvanlardan insanlara kadar cinayetsiz hayat olamayacağı gibi hiçbir sosyal topluluk da yalansız meydana gelemez. En masumca görünen fiil ve hareketlerimizde birtakım cinayetler gizlidir. Bütün insanlarca bunlar meşru görünür. Çünkü bunları işlemeden bir fert yaşayamaz. Meşru şekillere sokmak için bunların isimlerini değiştirmekle yetinilir. Görüyor musun? Değil fertler, değil sınırlı cemaatler, koca koca milletler bile cinayetsiz yaşayamıyorlar. Yalnız şu kadar ki, birbirlerini katletmeye savaş adını vermekle meselenin kirini pasını silmiş oluyorlar."