"ama ne korkunç bir kış, ne yıpratıcı bir kış, ne dayanılmaz, ne umut kırıcı bir kış bu böyle, diyor ikinci ses.
doğrusun, diyor birinci ses.
uzun
zor
çapraşık
karmaşık
ve soğuk
ve dondurucu
bıktırıcı
aman vermez bir kış.
doğrusun.
ne var ki beklemesini bilmeliyiz.
beklemek. güç olan, dayanılmaz olan bu, diyor ikinci ses.
sabır, diyor birinci ses. bizden beklenen, sabır.
ne sabrı? diyor ikinci ses. söyle, bir tarih ver.
ne tarihi? diyor birinci ses. ne tarihi?
karlar ne zaman eriyecek? biz ne zaman gideceğiz? diyor ikinci ses.
pek yakında, diyor birinci ses.
ne zaman, pek yakında? diyor ikinci ses.
pek yakında sanıyorum, diyor birinci ses. ama bir tarih veremem.
yarın değil herhalde, diyor ikinci ses.
ne de öbür gün, diyor birinci ses.
biz görecek miyiz bari? diyor ikinci ses.
neyi? diye soruyor birinci ses.
karların eriyişini, dünkü gibi değil, gerçek yaz güneşinin çıkışını?
kuşkusuz, diyor birinci ses. ama sabretmek gerek. öğrenmek gerek. beklemeyi. beklerken yapılması gerekenleri. o zaman, kuşkusuz, göreceksin ki eli kulağındadır güneşin. biliyorsun, birinci cemre düştü bile.
nereye? diyor ikinci ses. havaya mı?
hayır, toprağa, diyor birinci ses.
şimdi ikincisini bekliyoruz? diyor ikinci ses.
evet, diyor birinci ses.