Bilinen beylik şeyler, evlenmek, işe girip çalışmak, yorulmak, hastalanmak, yaşlanmak, umduğunu bulamamak ve gitmek istemek. Mezarlıkların saadethane olduğuna hep inandım, evet, yatıp üstüne toprağı çekmek, önünden vızır vızır arabaların geçmesi, korna sesleri, yol yapım çalışmaları, duvarlara yazılan yazılar, kıkırdayan kızlar, yaşlı mezarlığa yan gözle bakan mazbut kadınlar, çarşambaları kurulan pazar, kaya gibi domates, şekerpare kayısı, sen mezardasın onlar pazarda..
Ben sabahları erken kalkar ve günün ne ezası varsa çekeyim diye camın önünde dururum. Sessizce çay demler, yazsa ya da baharsa balkonda otururum, Çiçekler ve sarmaşıklar, sesler, ışık ve gölgeler, ufak hareketler ve daha ne varsa duymaya ve bir parçası olmaya kendimi kaydırırım. Öğleye doğru çalışma masama geçer akşam saat sekize kadar kan ter içinde çırpınırım. Genelde verimsiz ve kifayetsiz bir çırpınmadır benimki. Ama bilirim ki aslolan çırpınmadır. Bu çırpınma vicdan azabı gibi, boşuna bir tükenişle helake sebep oldukça ben kendimi mahvolmuş, ama hiç değilse bir şey olmuş duyarım. Bir insanın olabileceği başka nedir ki? Ben ne için halk edildim ki? Böylece yaratılış sırrımla bir olur, kaderimin başını okşar, cehennemime bir odun daha atarım. Hissederim ki ben cehennemime odun attıkça serinliğe bir adım yaklaşırım.