Suyun "doğal bir güzelliğe" sahip olduğu ve bu güzelliğin kamu ahlakını etkilediği, her ne kadar bilinen bir gerçekse de her zaman açıkça dile getirilmez.
Demek ki bendeniz ne bir manyak ne bir deliyim! Sadece kırkından sonra istediği gibi, örf adetten, kanunlardan zerre kadar çekinmeden yaşamak isteyen bir insanım. Nihayet şunu geç olarak anladım ki herkes bunlardan kurtulmağa riyâkar bir şekilde çalışmaktadır.
Yılın bu soğuk günlerinde şöminenin başında oturup bacanın ucundan gökyüzünü seyrediyor, şöminede yanan odunun çıtırtısını dinliyor arada da önümde duran çayı yudumluyordum. Hayallere dalmış olmalıyım ki çiçekçi bir teyzenin önümdeki kitabın üzerine gül bıraktığını geç farkettim. -"Sevdiğim yanımda değil, yalnızım teşekkür ederim," desem de geri almadı gülü.
-"Sen gülü severmisin?" dedi -"Çok," dedim.
-"Kendini severmisin?" dedi,
-"Kendini sevmeyen başkasını sevemez ki," dedim.
-"Sevmenin ehemiyyeti iyi hissetirmektir," mutlu edin kendinizi; dedi.
Çiçekçi teyzenin bu cevabı çok hoşuma gitmişti, cüzdanıma elimi attım.
-"Yok para istemiyorum sizden," dedi.
Ozaman Bir bardak çayımı içmesini rica ettim.
-"Elimdeki gülleri satmam lazım ama bana bir çay borçlandın," dedi ve gülerek uzaklaştı.
Ikinci elden de olsa ölümün korkunç kaçınılmazlığını keşfetmek için başkalarının acısına tanıklık etmek arzusu. Ama bu, gerçekten umurumuzda olan birkaç kişiden birine olduğunda tek kelimeyle yıkıcı olurdu ve acı çekme sırası sana geldiğinde, içinden ayrılan o parça iyi ya da kötü davranıp davranmayacağını sorardı.