“bak momo,” ne oluyor biliyor musun? Bazen önüme upuzun bir cadde çıkıyor. Öyle uzun ki insan bunun sonu gelmez sanıyor.”
“o zaman acele etmeye başlıyorsun. gittikçe daha çok acele ediyor insan. Her önüne baktığında yolun hiç kısalmamamış olduğunu fark ediyorsun. Daha hızlı ve daha gayretli çalışıyorsun; sonunda nefesin kesilip güçsüz kalıyorsun. ve cadde hâlâ upuzun bir şekilde seni bekliyor.”
“insan caddenin tamamına bakıp hemen bir karara varmalı. Her zaman adım adım ilerlemeli. sürekli bir adım sonrasını düşünmeli, bir adım, sonra derin bir nefes. İste o zaman hayat zevkli olur. önemli olan işini iyi yapmaktır. öyle de olmalı.”
“bir de bakarsın ki adım adım bütün yolu bitirmişsin. nasıl olduğunu anlamadan ve yorulmadan.”
“önemli olan da budur.”
“Ama belkide kolay yol yoktur. Yalnızca yollar vardır. Bir hayatta, evli olabilirim, başka bir hayatta, tezgahtarlık yapıyor olabilirim. Birlikte kahve içmeyi teklif eden tatlı bir adama peki demiş olabilirim. Başka bir hayatta, kuzey kutbunda araştırmalar yapan bir buzul bilimci olabilirim. Bambaşka bir hayatta, olimpiyat yüzme şampiyonu olabilirim. Kim bilir? Her gün, her an yeni bir evrene giriyoruz. Boş yere hayatımızın farklı olmasını diliyor, kendimizi başkalarıyla ve kendimizin farklı versiyonlarıyla karşılaştırıp duruyoruz ama gerçekte çoğu hayat bir yere kadar iyi ve bir yere kadar kötü.”
“Olmadığınız bir şeyi olmayı hedeflerseniz, başarısızlığa mahkûmsunuz. Kendiniz olmayı hedefleyin. Kendiniz gibi bakmayı, davranmayı ve düşünmeyi hedefleyin. Kendinize en sadık versiyonunuz olmayı hedefleyin. Kendiniz olma haline kucak açın. Kendinizi onaylayın.”