*Kitapla ilgili detay bilgi(karakter adı, bölüm detayı vs) içerir.
Bazı yazarların kitaplarına başlamadan önce kendimce ruhsal hazırlık yapıyorum, tam olarak odaklanamayacaksam başka bir kitap seçiyorum. Hasan Ali Toptaş öyle bir yazar benim için, okumaya hazırlık yaptığım. Türkçe'ye ve edebiyata olan hakimiyetiyle okunması ne kadar kolaysa, sindirilmesi o kadar zor kitaplar yazıyor. Ruhum hem dinleniyor hem yoruluyor.
Heba'ya derin bir nefes alıp başladım. Kitap 7 bölümden oluşuyor. Gayet akıcı bir şekilde okuyup giderken, kitabın Sınır adlı bölümünde takıldım. Bu bölümde baş karakter Ziya'nın askerde yaşadıklarından ve şahit olduklarından bahsediliyor. Elime alıp bıraktım tekrar tekrar, okuyamadım. Her seferinde azar azar okuyup bıraktım çünkü çok dokundu yazdıkları insanın göğüs kafesini düğüm düğüm etmeyi iyi bilen yazarımızın. Askerler, şehitler, vatan sağolsunlar, çatışmalar ne kadar kolay düşüveriyor ağzımızdan diye düşündüm.. Düşündüm de düşündüm.. Bir de insanın eline hükmetme kuvveti geçince illa acımasızlık mı baş gösterecek bu memlekette, bu dünyada diye düşündüm. Bazı şeylerden nefret edip, kendimi bağzı şeyler kahrolsun klişesinde sol yumruğumu sıkarken buldum.
Kitabın son bölümünde "Kalkıp açtım" diye bir cümle var, tüylerimi ürperten. Belki de bu iki kelimelik cümleyi yirmi kere okumuşumdur.
Bazen zorlandığım, şimdi gerçek mi oluyor bu yoksa rüya mı görüyor diye anlamaya çalıştığım yerlerde Ziya da kuşkuya düşüyor rüya mı gerçek mi diye, debelenip duruyoruz ikimiz de sayfalar arasında. Rüyalı gerçeklikmiş, büyülü gerçeklikmiş, gözü yaşlı gerçeklikmiş bu kitaplar...
Kendime göre ufaktan bir şeyler yazmak istedim bu kadar etkilendiğim bir kitap hakkında. Kitabı bitirdikten hemen sonra balkonda bir sigara yakıp neden bilmem bu şarkıyı dinleme