Bu kitap Stefan Zweig kitaplarım arasında favorim. Kitapta doğru ve yanlış yerine, insanların tercihinin öznel olabileceği çok açıkça anlatılmış. Aslında insanların soğuk yaklaştığı yıldırım aşkının olabileceği, bunun normal ve yargılanmaması gereken bir şey, bir duygu olduğu bahsediliyor. Bence çok doğru bir yaklaşım. İlk gördüğünde nasıl birine karşı hisler yükleyebiliyorsan bu zamanla da olabilir. Belki o zaman aşağı yukarı bin sekizyüzlü yılların sonunda da şu anda aynı problem var. Bilmeden yargılama. Bu kitapta her şey geçiyor, güvensizlik, yalanlar, aşk, sadakat. Aslında bizde bu kitabın içinde yıldırım aşkına kapılmış bir kadının yirmi dört saatini okuyoruz. Ona saygı duymuş, gönlünü çalan bir genci de. Kalp kırıklığını derinden hissedebileceğiniz, akıcı, kısacık bir klasik.
Sanırım bu kitap benim için bir çıkmaz sokak. Defalarca okudum, okumaya da devam edeceğim. Verilen mesaj yetişkinler için üzücü olabilir. Sonuçta kitapta bahsedildiği gibi, galiba yetişkinler hayal kuramıyor daha doğrusu sadece gerçeklerle ilgileniyor. Yani yetişkinler insanların en önemli özelliğini kullanmayı unutmuş. Hayal kurmak. Dayatma yoluna çok karşıyım ama bu kitap herkese okutulmalı. Okuduktan sonra bütün olaylara bakış açınız değişecek, aslında olaylara ne kadar düz baktığınızı fark edeceksiniz. Her okuduğumda daha derinlerde hissediyorum bu kitabı. Verilen mesajı, küçük prensin hayal kırıklığını, bazı hatta çoğu yetişkinin neden bu kadar gerçeğe odaklı olduğunu. Her zaman aynı sorularla kaldırıyorum başımı. Aslında cevabı biliyorum, bu dünyada sadece çocuklar ne istediklerini biliyorlar. Yetişkinler ise işten işe koşuyorlar.