Mina️

Doğayı isterseniz tırmıkla sürüp atın, gene de geri gelir. Horaz, Epistu/ae, 1, 10, 24
Alıntı
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Her şeye büyüklük damgasını vuran bu kendinin olmayan şeyi arama durumu, tutkulu sevdaya da yücelik görünümü sunar ve onu edebiyatın değerli, yüce nesnesi kılar ve nihayet cinsel sevgi, nesnesine karşı en uç nefretle de bağdaşır. Bu nedenle daha önce Platon, bu sevgiyi, kurtların kuzulara duydukları sevgi ile karşılaştırmıştır. (Phaidros, 241 D). Anlayacağınız, tutkuyla seven biri, bütün çabalarına ve yalvarıp yakarmalarına rağmen, hiçbir koşulda karşılık bulamazsa bu durum ortaya çıkar: Onu seviyor ve ondan nefret ediyorum. (Shakespeare, Cymh. III, 5.)
Alıntı
Sormuyorum, aldırmıyorum buna, Yüreğinde suçlu musun diye; Biliyorum, seni sevdiğimi Ne olursan ol. (Shakespeare, Cymb., III, 5)
Alıntı
Ne var ki türün iradesi bireyin iradesi ile karşılaştırıldığında o kadar kudretlidir ki, seven kişi, kendisine ters gelen bütün özelliklere gözünü kapayabilir; her şeyi görmezlikten gelir, her şeyi bilmezlikten gelir ve kendisini tutkusunun nesnesine sonsuza kadar bağlar. Türün isteği yerine gelir gelmez kaybolup giden ve geride nefret edilen bir hayat arkadaşı bırakan o vehim, o kuruntu öylesine gözlerini kamaştırıp görmezleştirir onu. Çoğu zaman, üstün niteliklere sahip, aklı başında, mükemmel erkekleri canavarlara ve iblis kadınlara bağlanmış görüp böyle bir seçimi nasıl olup da yapmış olduklarını kavrayamayışımızı sadece böyle açıklayabiliriz. Eskiler bu yüzden, “aşkın gözü kördür” demişlerdir. Evet, âşık biri, karısının katlanılmaz kaprislerini ve karakter bozukluklarını, apaçık fark edebilir ve bunlar ona çok acı verebilir; ama gene de onu korkutup caydırmazlar.
Alıntı
Gelgelelim sadece, o doyuma ulaşmamış aşk tutkusu kimileyin trajik bir sona dayanmakla kalmaz, çoğu zaman doyuma ulaşmış tutku da, mutluluk yerine mutsuzluğa götürür.
Alıntı