Vakıfbank Kültür Yayınları'nın Batı Edebiyatı üzerine yayınladıkları eserleri okumalısınız, muhteşem başarılı çevirmen Tamer Gülbek'in de katkılarıyla kimi şiirin kahramanının üzüntüsünü, coşkusunu, mutluluğunu, nezaketini içselleştiriyor aynı duyguları yaşıyorsunuz. Çok büyük bir kazanımdır bu. Longfellow'a gelince, Amerika'nin kölelik üzerine çirkinliğini de döneminde korkmadan, çekinmeden dile getiren muhteşem bir şair olmakla beraber sevdiğim İtalyan yazar Dante'nin İlahi Komedya'sını da çevirmesiyle ve bu sayede en iyi çeviri olarak tarihe geçmesiyle gönlümü kazandı.
Dulce et decorum est pro patria mori' Horatius'un şiirinden alınmış bu Latince dize Vatan uğruna ölmek tatlı ve güzel bir şeydir' anlamına gelmektedir. Ve şair bu ifadeyi, özgürlük için başlatıldığına inandırılan yahut başta öyle olsa bile savaşın ticarete ve sömürüye dönmesini fark ederek şu dizelerle reddediyor:
"...ve görseydin acı çeken beyaz gözlerini,
ve günahtan usanmış bir iblis gibi sarkmış yüzünü,
duyabilseydin köpürmüş ciğerlerinden taşan
kanın hırıltısını her sarsıntıda
kanser gibi müstehcen, berbat bir geviş
gibi acı, masum dillerdeki o onulmaz yaraları,
işte o zaman bu kadar şevkle söylemezdin arkadaş
ümitsiz bir zaferin hevesiyle tutuşan çocuklara
o eski yalanı: dulce et decorum est pro patria mori."
Sevmek var olmaktır. Etkendir edilgen değil, sevilmek de önem arz ediyor kesinlikle fakat sevgide bir olmak, bütünleşmenin önemi vardır. Erich Fromm hayatındaki tüm zorluklara rağmen sevgiyi tatmaktan, anlatmaktan vazgeçmemiş. Son eşi Annis uyurken ona "bu sevgiyi uykunda da hissediyorsundur umarım" diye not yazmış. Sevgi sadece ilişki temelli değildir, her şeyi sevebilirsiniz ve kendinize olan sevginizi karanlıkta bırakmayın. Ben de sevgimi parmaklarımdan bir yüze işleme isteğimde yalnız olmadığımı gördüm yazar sayesinde, okumanızı öneririm.
Tennyson, İngiliz Edebiyatında gerçek bir şairdir. Hikayesi sizi yaralayan ama sevgiyi de hissettiren bir eser. Bu yayın evinin İngiliz Edebiyatı başyapıtlarını daha fazla üretmeli, çok beğendim.
Postmodern dönem insanının yalnızlaşmasına bir örnek teşkil ediyor, insan topraktan gelen varlık, toprak anneyle haliyle güvenle de içiçe bir yapıdır. Yükselen gökdelenlerde insan özündeki sevgiden, saygıdan, ruhtan uzaklaşıyor. Göğe ulaşma isteği köklerinden koparıyor da farkında değil bu sürüklenmenin.