Adı:
Gökdelen
Baskı tarihi:
Eylül 2012
Sayfa sayısı:
168
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755705804
Kitabın türü:
Orijinal adı:
High Rise
Çeviri:
Dost Körpe
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayıncılık
Her şeyin kontrol altında olmasının değişmez kural olduğu modern dünyada, kontrol mekanizması bozulursa birden, modern insandan geriye ne kalır?

Dış dünyadan izole, sakinlerinin tüm ihtiyaçlarını dışarı çıkmadan giderebilecekleri bir sisteme sahip, upuzun gökdelenlerden oluşan dev bir site dışarıdan nasıl görünür? Gazete ve televizyonlardaki lüks site reklamları gibi mi? Güvenli? Sıcak? Zengin? Huzurlu?

"Gökdelen"in hikâyesi tam da böyle bir dünyada başlıyor. Gökdelen sakinlerinin kalplerine yayılan küçük nefret tohumları, "üst, orta ve alt kattakiler" arasında giderek vahşileşen akıl almaz derecede şiddetli bir savaşa dönüşüyor. Kaosun merkezinde ise sitenin kalbi olan tüketim katedrali, dev bir alışveriş merkezi yer alıyor.

Sonrası Ballard'ın ağzından anlatılan bir modernizm masalı. Ve tüm modernizm masalları gibi, sonu iyi bitmiyor. Ballard'ın çizdiği distopik dünya korkutucu, şiddet dolu ama gerçek: Erk, yetki ve sahip olma arayışıyla, bu arayışın getirdiği kırgınlık ve kızgınlıklarla harmanlanmış bir tüketim kültürünün patlaması...
(Tanıtım Bülteninden)
Uzun zamandır okuduğum en ağır kitaptı, hem akmadı hemde beni reading slump kıyılarında dolaştırdı.
Aslında yazar çok iyi bir fikir ve mesaj kaygısı ile yola çıkıyor, modern kültürün ve tüketim toplumu yapısının insanlık üzerindeki etkisini ve ruhunda meydana getirdiği çürümüşlüğü anlatmak istiyor ve bunu küçük bir topluluk üzerinde anlatmaya çalışıyor.
İnsanlar kendi kendine yeten gökdelenlerde yaşamaya başlıyor, tek gökdelende ortalama iki bin kişi yaşamını sürüyor, içinde okul, alışveriş merkezi ne ararsanız var. Sistem öyle kurulmuş ki dışarıya hiç çıkmadan yaşamak mümkün. Gökdelende ise katmanlı bir toplum yapısı söz konusu, üst kata çıkıldıkça refah seviyesi artıyor ve en üst kasttakiler burjuvazi yaşamını temsil ediyor. Bu yaşam tarzı herkesin içinde çürümüşlüğe sebep olmuş ama herkes bunu maskesi ardına gizliyor. Aslında tüm bunları ilk 50 sayfa da anlıyorsunuz. Zaten yazar o 50 sayfadan sonra insanın içindeki o çürümüşlüğü dışarı çıkarıyor ve ortaya tam anlamıyla vahşetin hüküm sürdüğü bir kaos ortamı çıkıyor. Yazar vahşiliğe vurguyu biraz fazla yapmış bu da okuru rahatsız ediyor, iyi anlamda değil.
Kitap fikir ve mesaj açısından çok iyi bir noktadan çıksa da yazar nasıl yaptı bilmiyorum ortaya okunması çok zor bir kitap çıkarmış. Dili ağır değildi ama akmıyor kesinlikle, ben kitap okurken çok nadiren bu sorunu yaşarım ve kitapta okurken beni zorladı açıkçası.
Genel olarak iyi bir kitap olsa da yazarın vahşete olan (benim gereksiz bulduğum) fazlaca vurgusu ve kitabın bir türlü akmaması yüzünden düşük puan verdim. Şimdilik yazarın başka kitabını okumayı düşünmüyorum.
Modern yaşamın ve modern insanın içindeki ilkelliği gören ve bir gökdelende ortaya çıkabilecek sorunları şok edici bir üslupla kaleme alan yazar, üpertirken düşündürüyor. Distopya da olsa, "neden olmasın? " dedirtiyor. Romanda asla unutulmayacak bazı sahneler var ki, artık gördüğüm her gökdelenden, izlediğim her rezidans reklamından tedirgin oluyorum.
Kült ve ütopik bir bilimkurgu örneği; tıpkı 1984 romanındaki gibi.Devasa bir gökdelen yaşadığımız toplumu,gökdelende farklı katlarda oturanlar ise toplumsal sınıflar olarak sembolize edilmiş.Gökdelenin üst katında oturanlar üst sınıfı temsil ederken alt kattakiler ise alt sınıfı temsil ediyor.Orta katlarda başlayan ve gökdelenin tüm katlarına yayılan sınıfsal çatışma sonucu gökdelendeki yaşamın durma noktasına gelen iflası anlatılıyor.

Ölmeden önce okunması gereken 1001 kitaptan biri:

http://www.babil.com/ozel-liste/1001-kitap
Hayatımda tekrar görmek istemediğim kitaplar listesinde en başta yerini aldı yazık oldu harcadığım zamana ve kitapla ilgili umutlarıma.. haliyle üzgünüm!
bir gökdelen düşünün içinde binlerce insan yaşıyor. okul, avm, spor salonları, kuaförler ve insanın ihtiyaç duyabileceği çoğu şeyi içinde barındıran ve dışarı çıkmayı gereksiz bulduran bir gökdelen. fakat ufak bir fark bu birliği bozabilir mi? sınıf ayrımının olduğu ve katlar arttıkça statünün arttığı bu gökdelende alt ve üst tabaka insanların aynı çatı altında yaşama hikayelerine tanık olmak isterseniz mutlaka okuyun. iyi okumalar..
Günümüzün yaygın yerleşimi gökdelenleri ve kompleks yapıları eleştiren bir kitap. Şiddet unsurları bolca anlatılmış. Kasvetli anlatımıyla bir distopya denebilir. Ballard'ın misantropi olduğunu düşündüren bir kitap oldu benim için.
Gayet sağlam bir distopya örneği. 40 katlı bir gökdelen. İçinde masaj salonundan havuzuna kadar her şey var. Hiyerarşik bir sistem hakim, alt katlardan üst katlara doğru çıktıkça sınıf farklılıkları ortaya çıkıyor. Zamanla bu sınıflaşma çok ciddi sonuçlar doğuruyor. Psikanaliz de var işin içinde..
Ben okumaktan zevk aldım, Ballard'ın diğer kitaplarını da okuyacağım.
Distopya denince bende akan sular durur. Lakin bu kitapta, belki de artık yazarın distopya diye tanımladığı ortamın tamamıyla içinde bulunduğumuzdan dolayı, distopyalara has çarpıcı yönü pek hissedemedim. Hikaye, Laing adlı doktor karakterimiz ile başlasa da aslında hikayede merkeze oturmuş bir ana karakterden söz edemiyoruz. Farklı karakterler üzerinden hikaye ilerliyor ve, medeniyet timsali olarak kabul ettiğimiz, modern çağın bu dikey mahallelerinin aslında insanı nasıl da ilkelleştirdiğini gözlemliyoruz. Daha doğrusu buna ilkelleştirmeden ziyade bir nevi, insanın içinde, medeniyet maskesi altına gizlediği veya gizlemek durumunda kaldığı esas benliğinin dışavurumu da diyebiliriz. Bu yönden, 40 katlı ve binlerce sakini olan bu yapının mimarlarından ve binanın tepesine tünemiş Royal'in de aslında amaçladığı sonuca hizmet ettiğini söylemek mümkün. Üst katlar, orta katlar ve alt katlar arası sınıf mücadeleleri, üst katlardaki elit kesimin hayvan, alt katlardaki proleter kesimin çocuk merakı, olaylar patlak verdikten sonra tepkilerin medeni çerçeveden ilkel çerçeveye doğru değişmesi... Bunların yanında, kadınların ve erkeklerin statülerini, evliliklerini ve ailelerini hiçe sayarak, olmak istedikleri kişilikleri kendilerine kazandıracaklarını düşündükleri insanlarla birlikte olmaları, insanların hayvansı dürtülerinin açığa çıktığını gösterir nitelikteydi. Klanlar kurmalar, alfa erkek veya dişiler belirlemeler, akınlar düzenleyip bölge sahiplenmeler, tamamen hayvani dürtülerle yönlendirilmiş eylemleri işaret etmekteydi. Sonlara doğru kadınların kurduğu yapı ve çocukların olduğu sahne, beni farklı çıkarımlara yöneltse de tam bir sonuca varamadım. Yine de, çocukluğun, insan benliğinin en üst mertebesi olarak kabul edilmesi yönünde bir fikre kapıldığımı belirteyim. Söyleyeceklerim bu kadar :)
Kitap bence çok güzeldi. Sayfaları arada bir sıralama da sizi devamını okumaya teşvik ediyor - olay kurgusu bakımından güzel. Kitabı okurken ve bitirdikten sonra farkına varılan bir delilik var ortada. Hâlâ da aklıma çok net bir şekilde gelir doğrusu. Tavsiye ederim güzel kitap, vermek istedikleri de okurken anlaşılıyor ve kitap sizi biraz ürkütüyor doğrusu. Alıntılanacak çok yeri var özellikle.
İnsanların ekonomik durumlarına göre daire satın aldığı gökdelende ortak bir yaşam alanı oluşturduktan sonra birbirleriyle mücadele içine girmeleri anlatılıyor. Zamanla işlerine gitmeyip artık medeniyetten uzaklaşıp ilkel yaşama dönmelerini, zamanla hayatta kalma mücadelesine kadar işi vardırdıkları anlatılıyor.
İlk başlarda sıkıcı gelse de sonradan beni saran bir kitap. Ama kitap bittiğinde insanı huzursuz bırakıyor.
Kitap, insanların ne kadar medeni olurlarsa olsunlar zamanla ne kadar ilkelleşebileceğinin çarpıcı bir anlatışını sunuyor.
Kitabın sonlarına doğru nedense midem kaldırmamaya başladı kitapda olanları aç karnınıza okumayın onun dışında konu olarak ilginç o büyük yapılara bakışınız değişmesini sağlıyor
Kadın, Wilder'ı kabullenmişti, tıpkı herhangi bir yağmacı avcıyı kabulleneceği gibi. Önce onu öldürmeye çalışacaktı, başaramayınca yiyecekle ve vücuduyla doyuracaktı, onu memeleriyle besleyerek çocukluğuna geri döndürecekti, hatta belki de sevgi duyacaktı. Wilder uyur uyumaz da kadın onun boğazını kesecekti. İdeal evliliğin sinopsisiydi bu.
Gökdelendeki hayat yavanlaştıkça ve etkisizleştikçe sunduğu olasılıklar artıyordu. Gökdelen verimliliği sayesinde, herkesi taşıyan sosyal yapıyı ayakta tutma görevini devralmıştı. Herhangi bir antisosyal davranışı bastırma ihtiyacını ilk kez ortadan kaldırmıştı ve insanların sapkın veya dizginsiz güdüleri keşfetmelerine imkan vermişti. Hayatlarının en önemli ve en ilginç yönleri tam da bu alanda yaşanacaktı. Gökdelenin kabuğunun içinde otomatik pilota alınmış bir yolcu uçağındaki yolcular gibi güvende olduklarından istedikleri şekilde davranmakta ve bulabildikleri en karanlık köşeleri incelemekte serbesttiler. Gökdelen, teknolojinin gerçekten "özgür" bir psikopatolojinin ifadesini mümkün kılma yolunda yaptığı her şeyin bir modeliydi birçok açıdan.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Gökdelen
Baskı tarihi:
Eylül 2012
Sayfa sayısı:
168
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755705804
Kitabın türü:
Orijinal adı:
High Rise
Çeviri:
Dost Körpe
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayıncılık
Her şeyin kontrol altında olmasının değişmez kural olduğu modern dünyada, kontrol mekanizması bozulursa birden, modern insandan geriye ne kalır?

Dış dünyadan izole, sakinlerinin tüm ihtiyaçlarını dışarı çıkmadan giderebilecekleri bir sisteme sahip, upuzun gökdelenlerden oluşan dev bir site dışarıdan nasıl görünür? Gazete ve televizyonlardaki lüks site reklamları gibi mi? Güvenli? Sıcak? Zengin? Huzurlu?

"Gökdelen"in hikâyesi tam da böyle bir dünyada başlıyor. Gökdelen sakinlerinin kalplerine yayılan küçük nefret tohumları, "üst, orta ve alt kattakiler" arasında giderek vahşileşen akıl almaz derecede şiddetli bir savaşa dönüşüyor. Kaosun merkezinde ise sitenin kalbi olan tüketim katedrali, dev bir alışveriş merkezi yer alıyor.

Sonrası Ballard'ın ağzından anlatılan bir modernizm masalı. Ve tüm modernizm masalları gibi, sonu iyi bitmiyor. Ballard'ın çizdiği distopik dünya korkutucu, şiddet dolu ama gerçek: Erk, yetki ve sahip olma arayışıyla, bu arayışın getirdiği kırgınlık ve kızgınlıklarla harmanlanmış bir tüketim kültürünün patlaması...
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 31 okur

  • aziz f. aybar
  • Odessa
  • siyal
  • Hikmet Dokuzuncu
  • Ayşe Ahi
  • cicoretti
  • Ayşe Dönmez
  • Ömer Canbekli
  • Tuba Paçacı
  • Kitap Kurdu

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%11.8 (2)
9
%11.8 (2)
8
%17.6 (3)
7
%29.4 (5)
6
%5.9 (1)
5
%0
4
%5.9 (1)
3
%11.8 (2)
2
%0
1
%5.9 (1)