Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Valla Zweig yine yapmış yapacağını, oturduğu yerden insanın içini şişirmeyi çok iyi biliyor. Bizim Ferdinand resmen "evde Paula gibi bir kadın varken ben neden gidip elin adamı için kurşun yiyeyim?" ile "devlet baba çağırdı, boynumuz kıldan ince" arasında ping rekoru kırdı. Paula istasyonda o çantayı bir aslan gibi çekiştirmese, bizimki çoktan "vatan sağ olsun" diyerek bir makineye dönüşmüştü. Neyse ki son dakikada trenden inen yaralıları görüp "ben bu filmde oynamam" dedi de, o meşhur Zweig dramı yerini yıldızlı bir gökyüzü altında romantizme bıraktı. Sonuçta anladık ki; bir kadının iradesi, koskoca bir ordunun celp kağıdından daha etkiliymiş, tabii anlayana. Stefan ZweigMecburiyet
Zweig’ın bu romanı aslında şunu anlatıyor: Eğer hayatta bir amacın yoksa, seksen sekiz yıl boyunca bir şamdanın peşinde Roma’dan Bizans’a turistik gezi yapıp her durakta "Tanrı neden böyle yapıyor" diye trip atabilirsin. Hikayenin başrolündeki Benjamin, çocukken bir şamdana dokunmaya kalkıp kolunu kırmasını kendine o kadar dert edinmiş ki, bütün ömrünü bu travmayı kutsal tanıklık adı altında pazarlayarak geçirmiş. İmparator Iustinianos’un karşısında bile "bu şamdan size uğursuzluk getirir, verin gitsin" diyerek sergilediği o özgüvenli mahalle dayısı tavrı komik ama finaldeki o meşhur sahte şamdan operasyonu tam bir polisiye film senaryosu. Kutsal emaneti sahtesiyle değiştirip dilsiz bir uşakla ıssız tepelere gömmek, "eğer bir şeyi kimse bulamazsa o kutsaldır" mantığının zirvesi olmuş. Sonuç olarak Benjamin seksen sekiz yıl sonra görevi tamamlamanın huzuruyla ölüyor, biz de bin yıldır yerin altında yatan bir şamdan yeryüzündeki tüm bu kaostan daha mı huzurludur diye Zweig’ın o bitmek bilmeyen melankolisiyle baş başa kalıyoruz. Gömülü ŞamdanStefan Zweig