"Bu arada söyleme cesaretini gösterirsek, suç, her zaman erdemde bulunan tarzda bir zarafet içermez; her zaman daha büyüleyici olamazsa da onu daima erdemin monoton ve efemine çekiciliğinin üzerine taşıyan ve taşıyacak olan bir büyüklük ve mükemmellik taşımaz mı?"
Jack London bu eserde, insanlığın binlerce yılda kurduğu medeniyetin bir mikrop karşısında nasıl kağıttan bir kule gibi yıkılabileceğini, eski bir profesörün vahşileşmiş torunlarına anlattığı hikayeler üzerinden sarsıcı bir şekilde gösteriyor. 2013 yılında patlak veren Kızıl Veba salgınıyla paranın, eğitimin ve toplumsal statülerin bir saat içinde anlamını yitirdiği bu dünyada; hayatta kalabilenlerin hızla barbarlığa dönüşü, aslında kültür dediğimiz yapının ne kadar kırılgan olduğunu kanıtlıyor. London, bilginin yerini hayatta kalma içgüdüsünün, dilin yerini ise kaba bir iletişimin aldığı bu post-apokaliptik atmosferde, okuyucuyu "her şey yok olduğunda biz kimiz?" sorusuyla baş başa bırakıyor.