Bazı psikoloji kitapları sadece bozukluk anlatır, bazıları ise o bozukluğun içinde yaşayan insanı. İlk türdeki kitaplar o bozukluğu anlamamızı sağlarken ikinci türden olanlar o bozukluğu yaşayan insanı anlamamızı sağlar. Ve psikolojide asıl önemli olan da bu ikincisidir. Dağınık Zihinler kitabı da tam olarak ikinci gruba giriyor. Ben de kitaba başlamadan önce dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunu daha çok nörobiyolojik açıdan düşünüyor, ilaçla tedavinin zorunlu olduğunu düşünüyordum. Bize öğretilen de buydu diye. Oysa G. Mate daha ilk sayfalardan itibaren meseleyi semptomların ötesine taşıyor ve bireyin kişisel deneyimine, hikayesine vurgu yapıyor. Ayrıca kendisi de DEB’li olduğundan olsa gerek ki DEB’li bir bireyin çektiği acıyı ve düştüğü yanılsamaları çok iyi bir şekilde aktarıyor. Kitabın bir noktasında Daniel Siegel’den yaptığı “DSM kategorilerle ilgilenir, acıyla değil” alıntısı da önemli. Bu cümle kitabın bakış açısını özetliyor. Çünkü Maté'nin ilgilendiği şey tanı etiketleri değil, o etiketlerin altında yaşayan insanın deneyimi.
Kitabı okurken altını en çok çizdiğim düşüncelerden biri, dikkat eksikliğinin sadece bir dikkat problemi olmadığıydı. Gabor Maté, DEHB'li bireylerin çoğunun yaşadığı dağınıklığın, unutkanlığın, dürtüselliğin ve sürekli bir şeylere yetişmeye çalışma halinin arkasında derin bir kopukluk duygusu bulunduğunu anlatıyor. Bu sebeple de DEB’li bir birey için en önemli şeyin şefkatli ve koşulsuz kabul içeren bir sevgi olduğunu ifade ediyor. Bu noktada da şunu ekliyor; birey çocuklukta ebeveyninden bu sevgi ve şefkati alamamış olabilir, yetişkinlik hayatında da yapacağı şey kendi kendine ebeveynliktir. Yani o koşulsuz sevgiyi ve şefkati kendisine vermesidir. Bunun nasıl yapılacağı da anlatılıyor kitapta.
Yazarın şu yaklaşımı da önemli: