Ne yapacağımı, bu halin beni nereye götüreceğini sorma, bende artık kuvvet yok. Akıl yok, düşünce yok, yalnız aşk var. Mavzer kurşunu gibi çarptığını yere seren bir aşk...
Çok konuşmaz, konuştuğu zaman da içindekilerden bize bir şey sezdirmezdi. Neler hisseder, neler düşünürdü? Onu bu dünyaya bağlayan şey neydi? Hiçbirimiz bilmezdik. Acaba birisini sevdiği için mi, yoksa hiç kimseyi sevemediği için mi, bu kadar yanık, bu kadar derinden çalıyordu?
Ayrıldılar... Ve bir daha birbirlerini göremediler. Fakat ikisi de küçük derenin kenarındaki söğüdü ve orada geçirdikleri güzel ilkbaharı ve yazı unutmadılar.
Halbuki o da beni seviyor. Bunu bana evvelsi gün ağlayarak söyledi. "Gel dedim, beraber kaçalım." "Acı acı güldü, Ağam dedi, "ben senden noksanım, bana sadaka mı veriyorsun?" Onu nasıl sevdiğimi anlattım: Bana kolunun yerine kalbini veriyorsun, dedim, bir kalp bir koldan daha mı az değerlidir?