Bazı kitapların kesin "şu zamanda okunacak" diye bir durumu yoktur. Zamanı geldiğinde okunur. Tıpkı bu kitap gibi... Her bir sayfası durup düşündürüyor, olayların nedenini sorgulatıyor. "Niye böyle olmuş acaba?" diyorsunuz. Belki çok önceden okusaydım, bu soruların bazılarını soramazdım bile...
Yaklaşık 2 haftadır Petersburg kentinde misafirdim. Her okuyuşumda sinirlendiğim, üzüldüğüm, şaşırdığım, anlam veremediğim birçok nokta oldu. Özellikle baş karakter Raskolnikov'un kendi içindeki çatışması beni çok düşündürdü. Sürekli kendisini haklı görerek olaylara tarafsız bakamaması, belki de içindeki çatışmayı daha da zorlaştırdı. Kendisi bile davranışlarına anlam veremedi. Gerçekten pişman mıydı, yoksa vicdanını mı susturmak istedi?
Kitapta geçen şu sözdeki gibi:
"Bütün bunlar böyle mi olacaktı?"
Değer miydi gerçekten? Raskolnikov bunu fark etmedi ama etrafında onu sadece kendisi olduğu için sevenler çoktu. Yalnız değildi ama kendini yalnızlığın içine attı. Halbuki annesi, kardeşi, bir an olsun yanından ayrılmayan dostu Razumihin ve Sonya... Etrafında bunca insan varken neden böyle düşündü? Aslında kendisine sorduğu her sorunun cevabını biliyordu ama o, gerçekler yerine görmek istediği düşünceleri tercih etti. Bunun sonucu da onun için çok ağır oldu...