Baba Çınarı
Kiminin elini sıkıca tuttuğu, kiminin ise bu yıl ilk kez gökyüzüne bakarak iç çektiği bir Babalar Günü... 4 Mayıs’tan beri hayatımdaki en büyük eksikliğim olan canım babam başta olmak üzere, aramızdan ayrılan tüm babaları rahmet ve minnetle anıyorum. Evlatları için atan tüm fedakar yüreklerin, hayatta olan ve özlemle anılan tüm babaların günü kutlu olsun.
Babalar Günü
Bazen insanlar, geçmişte yapılmış bir iyiliği ya da kurulmuş bir yakınlığı gelecekte sınırsız bir hakka çeviriyor. Ben senin için bunu yapmıştım cümlesi tam da buradan doğuyor. Oysa geçmişte yapılmış bir şey, bugünde sonsuz erişim hakkı vermez. Daha önce yanında olmuş olman, bundan sonra her koşulda aynı yerde durmak zorunda olduğun anlamına gelmez. Çünkü insan ilişkileri sabit değil; canlıdır. Değişir, dönüşür, sınanır, yeniden şekillenir. Sınır koymak çoğu zaman ilişkiyi bitiren değil, aslında daha dürüst hale getiren bir şeydir. İnsan istemediği halde evet dediğinde, kapasitesi olmadığı halde yük aldığında, içinden gelmediği halde uyum gösterdiğinde dışarıdan sorun çıkarmıyormuş gibi görünebilir. Ama içeride yorgunluk, kırgınlık ve birikmiş öfke oluşur. Sonra bir gün o birikim çok daha büyük bir kopuş olarak geri döner. Bu yüzden zamanında konmuş bir sınır, geç kalmış bir patlamadan daha sağlıklıdır. Bir talebi reddetmek, bir insanı reddetmek değildir. Her isteğe açık olmamak, herkes için kötü niyet taşımak değildir. Bazen sınır, ilişkiyi korumanın tek yoludur. Çünkü insan ancak gerçekten verebildiği yerde samimi kalabilir. Zorla, suçlulukla, minnetle ya da geçmişin baskısıyla sürdürülen yakınlıklar ise bir yerden sonra içtenliğini kaybeder. Bizi en çok yoran şey, sınır koymanın hala ahlaki bir açıklama gerektiriyor olması. Oysa bazen tek gerçek şudur: istemiyorum. Yapamıyorum. Bana iyi gelmiyor. Benim değerlerimle örtüşmüyor. Şu anda buna yerim yok. Bu cümlelerin hepsi yeterince geçerli olabilir. İnsan her kararını karşı tarafın duygusal beklentisine göre vermek zorunda değildir. Bence olgun ilişki tam da burada başlıyor. Karşındaki insanın sana yakın olmasını istemek ama onun sınırına da saygı duymak. Destek görmek ama bunu sınırsız hak gibi yorumlamamak. Geçmişte
Substack
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
19.06.2017
Babalar hayattayken hep haksızdırlar. Babalar öldükten sonra hep haklıdırlar. (Saygı, sevgi ve minnetle…)
Annesine sevgi ve minnetle dolu bir çiçek sunan bir çocuk gibi, onu sevinç ve mutlulukla doldurma ve gülümsemesinde ve kollarında şefkat, gurur ve minnettarlık okyanusu okumak gibi. Hayatımı bir sunum ve Life'a bütünlükle büyük bir teşekkür yapmak istiyorum. Tydé
Düşünmek savaşmaktır. Bir nesil uğruna, bir millet uğruna, bir medeniyet uğruna savaşmak. Cemil Meriç Vefatının sene-i devriyesinde saygı ve minnetle yad ediyoruz...🍃
'İNCİ' Bana bir ilki daha yaşattın...
65. BÖLÜM 🌹İnci🌹 Zaman, en sevdiğimiz şarkının nakaratı gibi hızla akıp gitmişti. İki gün, sanki parmaklarımın arasından süzülen su misali geçti; hem çok hızlı hem de ruhumu dinlendiren bir neşeyle... Eğer önümde bu kaçınılmaz Almanya seyahati olmasaydı, Aslı’nın benim evden işe gitmesi için şartları zorlar, Zeynep teyzeyi biraz daha kalmaya ikna kabiliyetimle razı ederdim. Ama kaderin rotası çoktan çizilmişti. Veda vaktine yaklaşırken sohbetin de muhabbetin de tabiri caizse dibine vurduk. Kapanış perdesi ise, Serkan’ın ailesinin ne zaman "hayırlı bir iş" için kapımızı çalacağı meselesiyle açıldı. Zeynep teyze, şefkatli sesiyle son noktayı koydu: "İyi, güzel... Evlenme teklifi etti ama öyle isteme olmadan, nişan takılmadan olmaz bu işler İnci kızım." Mahcubiyetle karışık bir savunma refleksiyle, "Tabii ki teyzeciğim," dedim. "Ama çok yoğun. Bir müsait olsun, illaki olacak. Ben şimdi durduk yere 'ne zaman beni istemeye geleceksiniz' diyemem ki... evde kalmışım gibi!" Aslı, fırsatı kaçırır mı? Hemen atıldı söze: "Ayol turşunu kurmamıza az kalmış, sen hâlâ naz yapıyorsun! İnci Hanım, lütfen biraz hızlanın ama rica edeceğim beni de geçmeyin!" Gülüşmeler, şakalar geride kalırken kalbimde bambaşka bir gürültü kopmaya başladı. Heyecanlıydım, hem de nasıl... Ama bu heyecanın arkasına sinsice gizlenmiş devasa stres kütlesi vardı. Bu yaşıma kadar uçağa hiç binmemiştim. Şehirler arası yollarda ya otobüsün cam kenarında hayallere dalmış ya da arkadaşlarımla direksiyon sallayarak yolun tozunu yutmuştum. Zaten seyahatim bir elin beş parmağını geçmezdi. Şimdi ise demir yığınının içine girme fikri göğsümün tam üzerine ağırlık gibi çökmüştü. Kapalı alan korkusu mu demeliydim buna, yoksa istediğim an "İnecek var!" diyememenin getirdiği
1000Kitap