İyi niyetle kötü davranan ama bunun farkında olmayan insanlardan oluşan bir toplumuz. Niyetimizde kötülük yok. Fakat tarihsel olarak kültürümüz denetim odaklı korku kültürü olarak geliştiği için çocuğun özünü geliştirme yerine, onun davranışlarını kontrol etmeye, denetlemeye niyet etmiş, önem vermişiz. Çocuğu geliştirip özgür bir birey olması için çabalamak yerine kalıplayıp emir kulu yapmaya çalışmışız. İşte bu yüzden farkında olmadan çocuklarımızın canını yakıyoruz ve yakmaya da devam ediyoruz.
“Yetişkin çocuk, kendi içindeki psikolojik boşluğu sanki kendisine ait eski eşyaları tutarak telafi etmeye çalışır. Bu nesnelere bir tür bağımlılık geliştirir,”... “Çocukluğunda bulamadığı güven duygusunu, âşinâ olduğu eşyaları toplayarak gidermeye çalışır,”
“Hata yapınca annem beni çok döverdi. Herhalde bir bildiği vardı. Benim de hataya tahammülüm yok. Çocuklar hata yapınca ya kendim döverim ya da babalarına dövdürürüm. Dikkat etmesini öğrensinler.”
Yine içim acıdı. Bu ülkenin çocukları, bu ülkenin kadınları ve hatta bu ülkenin erkekleri için ağlamak istiyordum; hem de hüngür hüngür.
Kişi, hayatındaki en önemli kişinin kendisi, en önemli tanıklığın da kendi tanıklığı olduğunu fark edemezse hiçbir zaman hayatla ilişkisini doğru kuramaz.
Bazı aileler, kuruluşlar, eğitim sistemleri, kurumlar korku kültürü içerisinde oluşmuştur ve korkulacak biri yoksa çalışmazlar ve korkmadıkları birine güvenmezler.