Kitap dinlemek ve okumak aynı etkiyi olusturur mu?
Bu güne kadar hep okumanın yerini hiçbir şeyin tutmayacağına inanlardandım. Hatta o kadar klasik bir insanımki e-kitaplara dahi karşıyımdır. Ancak pandemiye kadar kusursuz bir şekilde ilerleyen kitap okuma düzenim herkesde olduğu gibi bendede bozuldu.
Eskiden yılda 50 roman hedefini tamamlar üstünede akademik eserler okumuş olurdum. Ancak tüm okuma hevesimi kaybetiğim noktada yetişti sesli kitaplar halen en baştaki cevabımın arkasında olsamda dinlediğim kitaplar içinde yorumunu girmem gerektiğini bana düşündüren bu kitaba okusam acaba böyle hissede bilirmiydim düşüncesi ile yaklaşıyorum şuan çünkü dinlebi uygulamasında bir anda karşıma çıkan bu eser muhteşem seslendirilmiş.
Süreyya, Feza ve Cemal İstanbul kurtuluşta yaşayan çocukluk arkadaşları kitaba Feza'nın anlatıcı olduğu bir dil ile başlarken her bölümde bir karekter bize eşlik ediyor. Bu üç karekter ayrı kişiler tarafından seslendirildiği için kitabı dinlemek gerçek bir zevk haline dönüşütü tabiki.
Kitaba Süreyya'ya sinir olarak başlarken en sonda aferin kız sana düşüncesi ile bitirdim.
Cemal ve Süreyya çocukluk aşkı Feza ise Süreyyanın en yakın arkadaşı. Ancak her şey lise biterken Süreyyanın ben evleniyorum Feza demesi ile tepe taklak olu veriyor. Süreyya Haluk adında zengin bir işadamı ile evleniyor ve 11 yıl bir masal gibi geçtiğini sandığı kabustan kendi yatandında uyandığında aslında hiç bir şeyin dışardan göründüğü gibi olmadığını anlıyoruz.
Feza annesi küçük yaşta vefat eden büyük hayalleri olan ancak bunların peşinden gidecek gücü olmayan baş rolümüz. Süreyyadan sonra onun annesine ve kuaför saluna sahip çıkmış tüm hayyalerini Gülfem annenin kuaför salonda bir kenara kaldırarak kurtuluşun kadınlarının hem derdini dinleyen hemde onları güzeleştiren
YouTube kitap kanalımda en çok abartılan kitap olan Gece Yarısı Kütüphanesi kitabını yorumladım: ytbe.one/ADxRNdYqvDk
Spiritüel yolculuklar, evrenle kurulan derin bağlar, insanın sonsuzluğu... EYVAH! Yoksa bu kitap Simyacı vol2 mi?
İncelemeye başlamadan önce yine şunu söylemem gerek. Bu incelemenin altına yazılan her yoruma karşılık olarak daha nitelikli kitaplar önerdim, o yüzden kitap önerilerini incelemek için yorumlar kısmına bakmayı unutmayın.
Son zamanlarda bu kitabı pek çok kişinin okuduğunu görüyorum. Merak edip kitabın sayfasına gireyim dedim. Bir de baktım, başlığında "Goodreads Yılın En İyi Romanı" yazıyor. Dedim oha, demek ki bu kitabın yazarı öyle bir şey yazmış olmalı ki, yıl içerisinde yayımlanan onbinlerce kitabın kalitesini geçmiş olsun. "Yılın En İyi Romanı" sonuçta. Düşünsenize... Fakat sonra ne mi oldu?
Hani Simyacı kitabı evrenin işaretleri, evren işbirliği, evrendeki her şeyin benim için var olması şeklinde kişisel gelişim soslu bir masal anlatıyor ya, bu kitap da buna çok benziyor işte. Al Santiago'yu, yerine Nora'yı koy. Biraz da üstüne spiritüelizm baharatı ekle. Artık anlatıla anlatıla kabak tadı vermiş kelebek etkisiyle birlikte pişir. Al sana Gece Yarısı Kütüphanesi kitabı. Afiyet olsun.
Ön kapağında "Bestseller" yazısı vurgulanan, arka kapağında objektiflikten uzak "Çok iyi bir hikaye", "Baştan çıkarıcı bir roman", "Bu kitabı herkes alsın!" yorumlarından geçilmeyen kapakları görünce neden bu tür klon kitaplardan uzak durmam gerektiğini de her geçen gün daha iyi anlıyorum. Ben böyle kitaplar okumak istesem giderim Migros'a, ayçiçek yağı almışken bir de yanına Migros Edebiyatı kitaplarından alırım, aynı şey olur yani.
Bu kitabı Yılın En İyi Romanı seçen jüride de Paulo Coelho ve Elif Şafak gibi yazarlar vardı sanırım. Açıkçası yılın en iyi
Beynim, çok fazla bilgiyle kapışıyordu. Bir bilgi baskını söz konusuydu ve fazlasını silkeleme ihtiyacı duydum.
İhtiyar hiçbir şeye bakarak, "Biz Tanrı’nın enkazıyız" dedi.
Tibet mistizmine ait soğuk bir kitaptır Bardo Thödol. Ne kadar soğuktur derseniz; ölüm kadar! derim...
Eser, doğu mistizminde önemli ve değerli kabul edilmektedir. Çünkü insanın son nefesini verdiği andan itibaren, reenkarnasyona kadar yaşanacağına inanılan aşamaları ayrıntısıyla anlatmaktadır. Bu anlatılar kişiyi öbür alemlerden haberdar etmek gayesiyle değil de, yeniden reenkarnasyona uğramaktan korumaya yöneliktir.
Budizm inancında hayatın döngüsü reenkarne olarak yani yeniden bedenlenerek devam etmektedir. Tam bir tekamüle erememiş insanın tekrar dünyaya gelerek tekamülünü, olgunlaşmasını tamamlaması gerektiği bu inancın özüdür. Çünkü öğreti, insanın acılar ve çile ile olgunlaştığını savunur. Yeterince olgunlaşamamış kişi de bu sebeple acılar yurdu olan dünyaya tekrar tekrar dönecek ve tekamülünü tamamlayana kadar süreç yüzyıllarca devam edecektir.
İşte Bardo Thödol, bu ölüş ve yeniden bedenlenme aşamasında kişinin rehberi olduğunu söyler. Son nefes verişten, yeniden ana rahmine dönen kadar geçen evrede birkaç günden yedi hatta kırkdokuz güne değin öbür alemde insan ruhunun karşılacağı sınavları ve bunların nasıl atlatılabileceğinin sırrını vermektir. Bu sırlar genel olarak duygu ve düşüncelerle üstesinden gelinebilecek olgular olsa da, kitap çok miktarda duaya da yer vermektedir. Sınavların geçilmesinde anahtar kavram "korkmamaktır". Ne olursa olsun korkmayan ve dingin ruh halinin koruyan ruh, yeniden doğmaktan kurtulmuş olacaktır. Korkma!... Bu kitabın mottosu budur.
Kitap herhangi bir din kitabı kadar teolojiktir. Budizmin evrensel kabul edilen kimi kaidelerine bu eserde rastlamıyoruz. Genel olarak dinsel bir yapıda hazırlanmıştır. Okunduğunda metinlerin rahat anlaşılması için budizm'e ait hatta Tibet mistizmine ait bilgili olunması gerekmektedir. Kitabın