Kimdir bizi men’ eyleyecek bâğ-ı cinândan Mevrûs-ı pederdir gireriz hâne bizimdir | Nâbî ( Bizi cennet bahçelerine girmekten alıkoyacak kimdir? Orası Âdem babamızdan bize miras kalmıştır. Ev bizimdir. Gireriz.)
Link paylaşımı
Link Paylaşımı academia.edu/resource/work/1... tek1bilinc.blogspot.com/2026/06/metapol... METAPOLİTERSİNİRMETAPOLİLEZONAKTİKDEEPLY MANİFESTOSU — NEDEN OKUNMALIDIR? TÜRKÇE Bu Manifesto Neden Okunmalıdır? 1. Çağımızın En Kapsamlı Ontolojik Sistemi Bu manifesto, kuantum fiziğinin matematiğini, kadim teolojinin derinliğini, felsefenin sorgulayıcılığını, nörobilimin somutluğunu, sanatın yaratıcılığını ve dijital çağın gerçekliğini tek bir potada eriten eşsiz bir eserdir. Tek bir metin içinde, evrenin işleyişinden insan bilincinin derinliklerine, toplumsal dönüşümden dijital çağın pratik çözümlerine kadar uzanan bütüncül bir bakış açısı sunar. 2. Modern İnsanın En Büyük Sorunlarına Çözüm Sunar · Dijital Bağımlılık ve Algoritmik Manipülasyon: 7 Günlük Dijital Detoks Programı ve Mühürsüz Gözlem pratiği ile dijital dünyanın tuzaklarından kurtulma yöntemleri sunar. · Anlam Kriz ve Kimlik Bunalımı: "Mimar" kimliği ile insanı pasif bir tüketiciden, kendi varoluşunun aktif yaratıcısına dönüştürür. · Stres, Kaygı ve Tükenmişlik: Hazırlıksız Akış ve Rezonans Pratiği ile modern hayatın kaotik temposunda içsel dengeyi koruma rehberi sunar. · Parçalanmış Toplumsal Yapı: Polilezonaktik Medeniyet modeli ile oy çokluğu ve hiyerarşinin ötesinde, uyum ve frekans birliğine dayalı yeni bir toplumsal düzen önerir. 3. Disiplinlerarası Derinlik ve Bilimsel Temel Eser, sadece felsefi spekülasyon değildir. Dirac'ın tek elektron teorisi, Higgs alanı, kuantum dolanıklık, nöroplastisite, otonom sinir sistemi gibi güncel bilimsel bulgularla desteklenmiştir. Bu, eseri hem akademik çevreler hem de pratik yaşam için geçerli kılar. 4. Pratik Uygulanabilirlik ve Dönüştürücü Güç Enhar Protokolü, Adım Adım Uygulama Takvimi, Polilezonaktik
Reklam
Kıyam edersen kazanırsın Tıpkı uyurken rüya görenler gibi her şeyi oluruna bıraktım. Victor Hugo İnsan uyurken rüya görmeyi sever bazen öyle acılar yaşarki o acıların uyuyarak geçeceğini düşünür oysaki insanı uyumak kendine getirmez uyumak insanı sadece uyuşturur insanı kendisine getiren .. ezan sesi ile bir ok gibi doğrulmak kıyama durmaktır evet edilen tefekkür zihni kendine getirir uyuşmaktan kurtarır gece bir dinlenme gündüz ise koşma yorulma saatidir gündüz yorulana gece bereketini getirir Anadoluda egede öyle güzel tabiat alanları efsaneler varki bunlardan biriside insanların balıkçılık yaparak nefsini arındırdıkları biga yarım adasındaki uluköy göletidir bu bölge el değmemiş bir miras gibidir umarım bu çanakkalenin saklı güzelliği kirlenmeden yaşamaya devam eder de kahvedeki köylülerle birlikte bizlerde göletin sesini dinleyip bir muhabbet çayı içmeye devam ederiz tarihi ve doğası ile tüm zenginlikleri onu incitmeyenlere sunan uluköy çanakkale ezineye bağlı içli ve gözü yaşlı dedelerin anlattığı şehitlik hikâyeleri ve kaz dağlarının o tertemiz havası ile bizi bir Anadolu misafirperverliği ile ağırlıyor ve bizi özümüze döndürüyor evet Victor hugo Tıpkı uyurken rüya görenler gibi her şeyi oluruna bıraktım desede bu vatan oturularak kazanılmadı uyursan ölürsün mücadele ve kıyama kalkarsan kazanırsın
Duygu ve Düşünce
Miras sadece para değildir... Bazen babanın "iyi itibarı" nereye gidersen git insanların sana, "baban iyi biriydi." Demesi yeterlidir. Asıl miras budur.
ZULÜM ALLAH'TAN MI GELİR: Dımaşkî - İktidar ve Kader
Hicrî 125 (M.S. 743) yılına yaklaşırken Şam’da, Bâb el-Ferâdîs “Cennet Kapısı” denilen kuzey sur kapısının önünde bir kalabalık toplanmıştı. Kapının altında, az sonra idam edilecek, elleri ve ayakları kesilmiş bir adam vardı; bazı rivayetlere göre, son sözünü söyleyemesin diye dili de kesilmişti. Yanında, bir zamanlar adaletiyle ünlü Halife Ömer b. Abdülaziz’in muhafızlığını yapmış olan müridi Sâlih b. Süveyd duruyordu, o da asılacaktı. İnfazı emreden, dönemin güçlü hükümdarı Hişâm b. Abdülmelik’ti. Asılan adamın adı Gaylân ed-Dımaşkî’ydi. Suçu bir isyan, suikast ya da ihanet değildi. Suçu, tek bir cümleydi: “İnsan, yaptığından kendisi sorumludur.” Bugün bize sıradan bir hakikat gibi görünen bu cümle, sekizinci yüzyıl Şam’ında bir adamın hayatına mal oldu. Çünkü o cümlenin arkasında, düzeni sarsabilecek bir cümle gizliydi: Eğer insan yaptığından sorumluysa, halife de yaptığından sorumludur ve zulüm “Allah böyle takdir etti” diyerek meşrulaştırılamaz. ŞAM’IN KÂTİBİ, SARAYIN İÇİNDEKİ YABANCI Gaylân ed-Dımaşkî’nin hayatına dair elimizdeki bilgiler sınırlı ve yer yer tartışmalıdır. Tam adıyla Ebû Mervân Gaylân b. Müslim, nisbesiyle el-Kıbtî ed-Dımaşkî, muhtemelen Mısırlı bir Kıptî ya da Himyer’in Kıbt koluna mensup bir aileden geliyordu. Her halükârda Arap aristokrasisinin dışında, mevâlî (azatlı) tabakasına mensuptu. Babasının Emevî hanedanına bağlı bir azatlı (yani köleliği sona erdirilmiş kimse) olduğu aktarılır. Kendisi ise Şam’da, imparatorluğun kalbinde, devlet kâtipliği yapıyordu. Kaynaklar onu, Abdülmelik b. Mervân’ın oğlu Saîd’e öğretmenlik yapacak kadar saraya yakın gösterir. Daha da önemlisi, sonradan “İslâm’ın en âdil halifesi” diye anılacak olan Ömer b. Abdülaziz onu yanına almış, vaazlarını dinlemiş ve bazı reformlarda ona dayanmıştı. ADALET SÖZ DEĞİL,
Alıntı
Türk edebiyatında saf şiirin, sesin ve ahengin şairi Ahmet Muhip Dıranas... Edebiyatımızın bu zamansız ismini, vefatının 46. yılında saygıyla anıyoruz. “Kardır yağan üstümüze geceden, Yağmurlu, karanlık bir düşünceden...” Lisede Faruk Nafiz Çamlıbel ile Ahmet Hamdi Tanpınar'ın öğrencisi olan Dıranas; Cahit Sıtkı Tarancı, Orhan Veli, Sait Faik ve Fazıl Hüsnü Dağlarca gibi dönemin genç şair ve yazarlarından oluşan o muazzam edebi çevre içinde yer aldı. Cahit Sıtkı gibi şiirde sese ve ahenge büyük önem verdi; aşk, yalnızlık, hüzün, ölüm ve doğa gibi temaları ele aldı. Hece ölçüsü sınırlarında kalarak gelenekte çağdaşlığı yakalayan şairin "Fahriye Abla" şiiri, adeta onun adıyla özdeşleşti. O, şiirlerinde biçim mükemmelliğine öyle büyük bir titizlikle yaklaşırdı ki; heceyi modern bir ruhla harmanlayıp adeta kelimelerle müzik yapardı. Biz onu hafızalarımıza kazınan "Fahriye Abla" ile, o lirik "Serenad"ı ile, zamanın geçişini felsefi bir derinlikle ele alan "Olvido"su ve ölümün beyaz sessizliğini fısıldayan "Kar" şiiriyle tanıdık, çok sevdik. Şiirlerinin yanı sıra tiyatro oyunları yazan, Küçük Prens’i dilimize ilk çevirenlerden biri olan Dıranas; vasiyeti üzerine doğduğu yer olan Sinop’un o sessiz köyünde uyuyor şimdi. Ama bıraktığı o tertemiz, o "saf" miras hâlâ içimizde bir yerlerde yankılanıyor. Popüler kültürün hızla tükettiği bu çağda, Edebi Akış’ta Türk edebiyatının bu zamansız değerlerini anmaya, onların sesine ses olmaya gururla devam ediyoruz. #AhmetMuhipDıranas #edebiyat #şiir #klasikler #edebiakış
Reklam
Reklam