Priory Okulu Vakası
Hikâye, bir sabah ünlü eğitim kurumu olan Priory School'un müdürü Dr. Thorneycroft Huxtable'ın Sherlock Holmes'un evine gelmesiyle başlar. Büyük bir panik içindedir. Okulun en önemli öğrencilerinden biri olan Lord Saltire gece yarısı kaybolmuştur. Lord Saltire, son derece zengin ve nüfuzlu **Holdernesse Dükü>'nün tek oğludur. Olay duyulursa hem okulun itibarı zedelenecek hem de ülke çapında büyük bir skandal yaşanacaktır.
Holmes ve Watson hemen okula giderler. Yapılan incelemede yalnızca öğrencinin değil, okulun Almanca öğretmeni Heidegger'in de aynı gece ortadan kaybolduğu anlaşılır. Bu nedenle herkes öğretmenin çocuğu kaçırdığını düşünmektedir.
Holmes olay yerini dikkatle inceler. Çocuğun pencereden çıktığını gösteren izler vardır. Ancak daha sonra izler kaybolur. Holmes çevrede araştırma yaparken bisiklet izleri keşfeder. Bir iz öğretmene, diğeri ise kimliği belirsiz başka bir bisikletliye aittir. Bu ayrıntı, olayın sanıldığından daha karmaşık olduğunu gösterir.
Araştırma sırasında öğretmen Heidegger'in cesedi bozkırda bulunur. Başına ağır bir darbeyle öldürülmüştür. Yanında bisikleti vardır. Fakat Lord Saltire hâlâ kayıptır. Artık olay yalnızca bir kaybolma vakası değil, aynı zamanda bir cinayettir.
Holmes bisiklet izlerini kilometrelerce takip eder. İzler sonunda Holdernesse Dükü'nün malikânesine doğru yönelmektedir. Bu durum Holmes'un dikkatini çeker. Dük son derece üzgün görünmektedir ancak davranışlarında bazı yapaylıklar vardır. Özellikle uşağı ve özel sekreteri James Wilder soruşturmayı yönlendirmeye çalışmaktadır.
Holmes sonunda gerçeği ortaya çıkarır. James Wilder aslında Dük'ün gayrimeşru oğludur. Yıllarca babasının sevgisini paylaşmak istememiş, Lord Saltire'ı kıskanmıştır. Dük'ün bütün mirasının meşru oğluna kalacağını bildiği
Benim vergilerimle beslenen Türkiye Cumhuriyeti'nin kalkıp doksan beş sene önceki bir hadiseden dolayı konuyla alakası olmayan üçüncü, dördüncü kuşak insanlara tazminat ödemesine ben sıcak bakamıyorum. Prensip olarak taraftar değilim. Soykırım kurbanlarının dördüncü kuşak torunlarının dedelerinin mülkü üzerinde herhangi bir hakları olduğuna da inanmıyorum, nokta. Gençliğimde sosyalisttim, belki o zamandan kalma bir şeydir, miras hakkının mutlak bir hak olduğuna inanmıyorum. Buradaki sosyalist arkadaşların elalemin mal mülk mirası için böyle canhıraş bir gayret içinde olmasını da anlamıyorum.
Buna karşılık Türkiye Cumhuriyeti'nin bu toplumun ruhunu kanser gibi kemiren bu geçmişten kurtulması gerektiğine inanıyorum, bunun yalnız Türkiye için değil, insanlık için de önemli bir şey olduğuna inanıyorum.
Sayfa 266 - Liber Plus Yayınları / Tazminat ama nasıl? / 24 Nisan 2011
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Zaten yazma işlerinde de hiç başarılı olamadım. Ben daha çok, fırça ve boyalarla ilgilenendim. Ve dünyaya bırakabileceğim bir miras yok. Bütün değerleri iyi bir pizzanın üstüne içtim...
Yaşadığımız topraklarda pek çok şey istediğimiz gibi gitmiyor olabilir. Ama o topraklar bize idealleri uğruna cefa çekmeyi rahatlığa yeğleyen yiğit kişiler tarafından miras bırakıldı. Bugün çokları onu görmek ve göstermek istemese de, yüzyıllardan süzülerek gelen bir kültürel bellek var. Bu bellek en zor zamanlarda imdat isteyebileceğimiz, bize kim olduğumuzu söyleyen, yönümüzü gösteren bir pusula gibi yolumuzu aydınlatıyor.
Montreal güzel şehir, Kanada altyapı sorunlarını çoktan halletmiş bir ülke ama, Dostoyevski diliyle söylersek, "Bizim kadar iyi çay demleyemiyorlar!"