vücudumuzun normalde statik bir elektrik dengesi vardır. Vücut sağlığı bu elektriksel denge ile yakından alakalıdır. Bu denge, psikolojik gerilimler, iklim şartları, giyim eşyaları, yaşama ve işyerleri ve bu arada guslü gerektiren hallerle bozulur. Bu elektriksel yük, öfke halinde normalin 4 katına, guslü gerektiren hallerde 12 katına çıkmaktadır. Günümüzde kızıl ötesi ışınlarla dış derinin özel fotoğrafları çekilmiş, bu fotoğraflarla cinsi münasebetten sonra, vücudun bütün yüzeyinin fazla statik elektrik tabakasıyla örtüldüğü tespit edilmiştir. Bu tabaka, derinin oksijen alışverişine engel olduğu gibi, cildin renginin bozulmasına ve çabuk kırışmasına sebep olur. Bu durumdan kurtulmak için vücudun iğne ucu kadar yeri dahi kalmayacağı şekilde tamamen yıkanması gerekir. Böylece su zerreleri, olumsuz elektrik gerilimini alarak, vücudu topraklıyor ve yeniden normale döndürüyor. Bu açıdan gusül, sadece dini bir temizlenme ritüeli değil aynı zamanda tıbben yapılması zaruri bir temizliktir.
Çocukluk ve gençlik yıllarında şâhid olan müellifin, Kur'an-ı Kerim'i öğrenmek için gittiği dört ayrı hocanın jandarma tarafından basılıp men edilmesiyle ruhunu dolduran korku, az sonra dehşetli nir nefrete dönüşmüştür. O'nun orta mektep talebesi iken bir hafta, lisede ise üç gün “tard-ı muvakkat“ yani geçici uzaklaştırma cezâsı almasına âmil olan bu nefretin ilk ve en esaslı meyvası, iş bu eserdir.
“Lozan'a hayır demek, İsmet Paşa'yı reddetmektir. İsmet paşa'yı reddetmek, M. Kemal Paşa'yı reddetmiş olmaktır!..”
Bunları akıl dışı bir te'ville ileri süren yazar, makalelerini “O'nun heykelini Kırana!...” başlığı altında bir lânetleme şiiri ile bitirmiştir. Şu mantığın meşhur kıssadaki:
“–Sen bana ördek dedin!” komedisinden bir farkı var mıdır?!
Lozan anlaşması metnine Patrikhâne hakkında hiçbir madde konulmadı. Kulisteki bu anlaşma ile iktifa edilerek Patrikhâne mevzuu müzakereden kaldırıldı. Bunca mücadele Lord Gürzon'a teslim bayrağının çekilmesiyle neticesiz kalmış oldu.