Seni düşünmek…
Bazen bir kahvenin son yudumunda yakalıyor beni.
Sakız alırken mesela,
Limonlu mu seviyorsun hâlâ?
Elini tutmuştum bir gün,
El değil, yangın gibiydi.
Sokak sapa sessizdi oysa,
Ama biz öyle gürültülüydük ki içimizden.
Sana her sarılışımda
Az biraz çocuk oluyorum,
Omzun sığınağım,
Dudakların, evim gibi.
Dün gece seni özledim,
Öyle büyük bir şey değil belki bu…
Ama mesela battaniyeyi sarıldım diye sen sandım,
İşte o an biraz küçüldü dünya.
Bir daha gel,
Çoraplarını yine yerde bırak mesela,
Çay soğusun, öpüşürüz nasılsa,
Sen gül, ben unuturum bütün tatsızlıkları.
Ve unutma,
Ben seni en çok
Hiçbir şey yapmadan sevdim.
Bir fincan kahve kadar kal
Sonra istersen
Git...
Ama gitmeden önce
Biraz beni unut
Sonra biraz kendini hatırla
Bir şiir ol mesela
Adını kimse bilmesin
Ama duyanlar içindeki bizi bilsin
Ben seni
Kalbimin karanlıkta kalan yerine
Işık sanıp koydum
Sen gitme
Karanlık yerinde kalsın
Gitmek istiyorsan git.
Ama giderken aynaya bakma,
Çünkü gözlerinde hâlâ ben varım.
Bir şey istemiyorum senden,
Ne kalmanı, ne dönmeni...
Sadece arkandan esen rüzgâr,
Saçlarını değil
İçimi dağıtmasın yeter.
Gidersen —
Sesini unutmam mesela,
Ama susuşunu unutmak isterim.
Kalbini al yanında,
Ama eğer ağırlık yaparsa
Ben taşırım,
Alışığım zaten taşımaya seni,
Sen yokken bile.
Git.
Ama unuturken beni,
Kendini eksiltme.
Çünkü ben seni
En çok kendinden severdim.
Sen gülüyordun, lakin o gülüşte bir yitiklik vardı,
Anladım, kırılmıştın, parçaların savruk.
Gülüşünün ardında taşıdığın o sessiz isyan,
Bir yaradan sızan kan gibi ağırdı.
Hüzün, gözlerinden fısıldıyordu adeta,
Bütün kelimeleri boğarcasına derin.
Mutlu gibi duruyordun,
Ama ruhun titriyordu, usulca kanayan bir yara misali.
O gülüş, belki kendine söylediğin bir yalan,
Belki de koca bir sessizlikte yankılanan bir çığlık.
Fakat her iz, her acı,
Bir ağırlık bırakır insanın özünde, silinmezcesine.
O gülüş, belki kendine söylediğin bir yalan,
Belki de koca bir sessizlikte yankılanan bir çığlık.
Fakat her yara, sonunda sükût bulur,
Toprakla örtülür ve unutulur.