Büyük beklentilere girmeden başladım, ve iyi ki okumuşum dediğim bir kitap oldu. Kitap adeta etkisi altına aldı sardı sarmaladı biraz sıktı ve en sonunda tebessümle içimi ısıttı.
Sadece, roman olduğunu kabul ederek okumaya ikna etmek gerekiyor kendimizi çünkü okurken gerçek mi değil mi diye sıkıntı çöktü içime. Benden bir şeyler mi okuyor yoksa bir kurgu mu okuyorum diyebilirsiniz. Karakterleri ince ince işledi yazar, o ağır kelimelere rağmen oldukça anlaşılır ve şimdiye kadar okuduğum yabancı romanlardan daha fazla tesiri olan bir kitaptı. Şark-Garp çatışması; ruhlarda ve dimağlarda, bazen ellerde ve yüreklerde.. okurken başta hep şark mı garp mı taraf tutmak isteyebilirsiniz ama yazar adeta öyle bir yerde bıraktı ki bizi, mesele insanda ve kendine inşa etmeyi seçtiği yaşamda kaldı. Kendi ülkesinin geçmişinden romanlar okumak benim için geç kalınmış bir tecrübe, bu kitapla beraber bunu çok sevdim. Kurgu, karakterler, anlatım, mekan tasviri, detaylar ve duygu aktarımı o kadar güzeldi ki, 475 sayfa boyunca hiç görmediğim bir Rabia’nın sesini dinledim, ruhuna eşlik ettim, onunla beraber yaşadım hissettim.