"elbette seni inciteceğim.
elbette beni inciteceksin.
elbette birbirimizi inciteceğiz.
ama bu varoluşun mutlak koşuludur.
bahar olmak, kışın riskini kabul etmek demektir.
var olmak, var olmama riskini kabul etmektir."
—antoine de saint-exupéry
İnsanın, kendini olumlu eylemle ifade edemediği ve tek yapabileceğinin çektiği acılara doğru bir yolla (onurlu bir yol) katlanmak olabileceği mutlak ıssızlık durumundaki birinin, sevdiğine dair içinde taşıdığı imgeye sığınarak tatmin olabileceğini gördüm.
Romalıların kadınlara bakış açısı; onların fiziksel güçten yoksun oluşları, gizli işler çevirmek ve hainlikle telafi ettikleri şeklindeydi. Zehrin genellikle onlarin tercih ettiği bir silah olduğu düşünülürdü. Livius, MÖ 331'de Roma'da baş gösteren korkunç veba salgınından bahseder. Fakat bir köle kız, ona bunun veba olmadığıni, zehirden kaynaklanan bir salgın olduğunu söylemişti.
Bunun üzerine, zanlı olan kadınlar Forum'da bir araya toplanıp yargılandı. Bu kadınlar arasında yargılanan ve ikisi de patrici ailelerinden gelen Cornelia ve Sergia, "zehirlerin" muhtemelen
bahçelerinden sevgiyle yetiştirdikleri, tedavi edici etkisi olan bitkilerden geldiğinde israr etmişlerdi. Böylece köle kız, bu şifalı ilacı içmelerini söyleyerek onlara meydan okumuştu. ikisi de içti
ve öldüler. Livius' un anlattığına göre, yaklaşık 170 kadın bu tip
yöntemler uygulamaktan suçlu bulunmuştu. Bu dava bir uğursuzluk olarak nitelendirilmiş ve kadınların ahlaksız olduklarina değil de kötü ruhlar tarafından ele geçirildiklerine kanaat getirilmişti. Bu uğursuzluğun etkilerini yok etmek için dini bir ritüel yapılmıştı...