"ENE" ve VEHİMLERİ...
Bediüzzaman Said NursîBediüzzaman Said Nursî'nın, Ene Risalesi'nde, "emânet âyetini" tefsir ederken nazarlarımızı çevirdiği "bütünlük şuuru" ise, mezkûr farkındalığın en imtihanlı boyutudur belki. Yâni göklerin, yerin ve dağların dahi Allah'a karşı taşımaktan çekindiği kadar yüksek bir şuur düzeyi. Hak Teâlâ'yı bilmenin en acayip yolu. Melekleri bile secde ettiren şekli. Evet. İnsan sadece "ben" sezgisine sahip değildir. "Ben de, benimle, benim sayemde, ben var ya ben, benim..." gibi daha birçok "hilkat kurgularını" sanrılayabilir. Esasında "Rabbü'l-âlemîn' (Bütünün Sahibi) olan Allah'a âit yaratılışı kendi parçasına, hatta sâir parçalara, pay edebilir. Halbuki bu vehmetme yeteneği ona "sahip çıkması için" değil "marifet üretebilmesi için" verilmiştir: **"Sâni-i Hakîm, insanın eline, emanet olarak, rubûbiyetinin, sıfât ve şuûnâtının hakîkatlerini gösterecek, tanıttıracak işârat ve nümûneleri câmi' bir ene vermiştir; tâ ki, o ene bir vahîd-i kıyasî olup, evsâf-ı Rububiyet ve şuûnât-ı Ulûhiyet bilinsin. Fakat vahîd-i kıyasî, bir mevcûd-u hakikî olmak lâzım değil. Belki, hendesedeki farazî hatlar gibi, farz ve tevehhümle bir vahîd-i kıyasî teşkil edilebilir; ilim ve tahakkukla hakikî vücûdu lâzım değildir." Evet. __İnsan gerçekte yaratıcı değildir. Lâkin "mış gibi" yapabilmesiyle de hakiki yaratanı kavrar:__ "Bir insan, bir ayda yıkanmazsa ve küçük odasını süpürmezse çok kirlenir, pislenir. Demek bu saray-ı âlemdeki paklık, sâfilik, nuranîlik, temizlik, mütemadiyen hikmetli bir tanziften, bir dikkatli tathirden ileri geliyor. Ve eğer o daimî tathir ve süpürmek ve dikkatle bakmak olmasaydı, bir senede bütün hayvanların yüz bin milletleri arzın yüzünde boğulacaklardı."** Misallendirelim: __Nasıl ki, bir uzay roketinin kocaman tankları, onu semaya taşımak içindir. Ateşine sermaye sağlamak
Tefekkürât
mış risalesi..
-mış risalesi: Sevmenin yükünü dile yüklemek kolaymış da uçan hep söz olurmuş. Giden heybesine aldığını alırmış, söz uçtuğuyla, dil söylediğiyle kalırmış. Seviyorum demek güzelmiş de gidiyorum demek zormuş, seviyorum diyene azap, gidiyorum diyene kolaycılıkmış, iblis gitmeyi kolay kılmış. Giden gidermiş de gitmeye sebep neymiş; Korkak mıymış, öfkeli miymiş, çaresiz miymiş? Giden gitmiş de hüznü ayaklandırmak kalana kalmış. Kalan ise, anlatamadığı öfkesi ile baş başa kalmış. Kalan anlatırmış da yürekli olan susarmış sevmek yürek işiymiş akıl sır erdirilmezmiş. Gitmenin ve üzmenin marifet olmadığını giden söylermiş, kalanın suskunluğuna inancı tammış. Lafı uzatmak da varmış da dinleyeni bulmak zormuş. Kalan düşünürmüş çünkü düşürülmüş. Giden düşünmezmiş öyle ya Zalimin ok'u mazluma merhemmiş de ne zalim de ok tükenmiş ne mazlumda yara izi. Sevgisine talip olunan zerresini nasip etmezmiş de özlemine talip oldun mu hiçbir şey eksik etmezmiş. Yokmuş öyle sevgiyi oltaya takıp sonsuz deryaya rastgele deyip salmak Nazım olurmuş, Edip olurmuş, Turgut olurmuş... "Kalp mi insana sev demiş, yoksa yalnızlık mı körüklemiş. Sahi sevmek neymiş? Bir muma ateş olmak mıymış, yanan ateşe dokunmak mıymış?" "Sevmek bu muymuş? Değil miymiş? O da mı değilmiş?" Vallahi değilmiş...
1000Kitap