Baba

Baba
@misilleme
orada birisi farklı yürüyordur.
Yağmur saat dokuzda yağmaya hala devam ediyordu. İşçiler gri yağmurun altında yürüyordu. Yağmur gibi griydiler. Onun gibi bitmek bilmiyorlardı. Yağmurun gri bulutlardan gelmesi gibi gri semtlerden sökün ediyorlardı. Sonbahar yağmuru gibiydiler. Durmak bilmeyen, amansız ve sessiz. Hüzün yayıyorlardı. Fırıncılar geliyordu, yüzleri kansız, hamurdan yapılmış gibi adalesiz ve güçsüz; sert elli, düşük omuzlu tornacılar; otuz yaşından sonrasını göremeyecek olan cam üfleyiciler: Kıymetli, ölümcül, parlak cam tozu ciğerlerine batıyordu. Fırçacılar geliyordu, gözleri çukura kaçmış, gözenekleri fırça tozu ve kılıyla dolmuş. Genç işçi kadınlar geliyordu, işten bitkin düşmüş, hareketleri genç, yüzleri tükenmiş. Marangozlar yürüyordu. Ağaç ve rende talaşı kokuyorlardı. Sonra meşe dolaplar kadar iriyarı ve büyüleyici dev mobilya nakliyecileri. Bira fabrikalarından ağır işçiler geliyordu, yürümeyi öğrenmiş kocaman ağaç gövdeleri gibi ayaklarını yere vurarak yürüyorlardı; oymacılar geliyordu, yüzlerindeki kırışıklıklarda neredeyse görünmeyen metal tozları vardı; uykusunu alamamış gazete dizicileri, on yıldan fazladır tüm bir gece uyumamışlar; gözleri kırmızı, yanakları solgun, gün ışığına alışkın değiller. Taş döşeyiciler geliyor, kendi inşa ettikleri caddelerden yürüyorlar, yine de onlara yabancı gibiler, parlaklıklarından, genişliklerinden, azametlerinden büyülenmişler; onları makinistler ve demiryolu işçileri izliyor. Bilinçlerinde hala kara trenlerin tekerlekleri dönüyor, sinyaller renk değiştiriyor, tiz düdükler ötüyor, bronz çanlar çalıyor.
Reklam
Baskıcı toplumlarda gayrı resmi mizah bir nebze yıkıcı sayılabilir, ama Orwell'in "Her şaka minik bir devrimdir." iddiası fazla abartılıdır. Şakaların, hem şaka yapana hem de muhatabına hüsran ve hayal kırıklıklarından doğan gerilimlerini boşaltma imkanı vermesi, yani sisteme yabancılaştırmaktan ziyade, uzlaştırıcı bir etki yaratması da hiç değilse aynı ölçüde mümkündür. "Bonzen" denen ve görevlerini suiistimal etmeleri halktaki kinizmi besleyen Nazi kodamanlara yöneltilen mizah kuşkusuz bu yönde bir etki yaratıyordu.
Sayfa 97
Sonuç olarak, kendi topraklarını genişleten yerel kralların, daha sonra ülkeyi savaş ve zor kullanarak birleştirdiği yirminci yüzyıl öncesi Avrupa'nın tersine, hiçbir Arap devletinin güçlenip toprağını genişleterek Arap milliyetçiliğinin nihai amacı olan birleşmiş bir Arap devleti olasılığını yaratmasına izin verilmedi. Batılı güçler Arap dünyasına bir Prusya'nın, bir Piedmont'un, bir Ile de France'nin doğmasına izin vermeyecekti.
Sayfa 282
Milliyetçilik, görkemli günlerini bir otoriter rejimler denizinde yaşadı ve bunun böyle olmasının nedeni birtakım talihsiz şartlar değildi. Gerçekten de demokrasinin olmayışından, tamamen olmasa bile en azından kısmen, Arap milliyetçiliğinin tanımlanış ve gelişim tarzı sorumlu tutulabilir. Ve en sonunda milliyetçilik çöktüğünde onun imdadına koşacak çok az kurum vardı.
Sayfa 269
...insan, yaşadığı, bulunduğu ve çalıştığı çevre içinde, o dönemi sevk ve idare edenlerle hemhal ve bir kanaatte olursa, aynı çevre ve dönemin adamı olmaktan çıkamaz; bana bu felaketten uzak kalmak için ellerinden geleni yapanlara teşekkür etmeyi vazife sayarım. Onların, bu hareketlerini bilinçli olarak yapmadıklarını zikretmek şartıyla...
Sayfa 68 - Atatürk
Reklam