Budala, ilk bakışta yavaş ilerleyen bir roman gibi görünse de karakterlerin iç dünyasına girdikçe çok derinleşen bir eser. Özellikle Prens Mışkin'in insanlara yaklaşımı, merhameti ve dürüstlüğü, romanı bitirdikten sonra uzun süre akılda kalıyor.
Dostoyevski, Prens Lev Nikolayeviç Mışkin karakteriyle neredeyse kusursuz derecede iyi bir insan yaratmaya çalışmış. Mışkin dürüsttür, merhametlidir, insanları yargılamaz ve çıkar peşinde koşmaz. Fakat roman ilerledikçe insanlar onun iyiliğini anlayamaz.
Bazıları onu saf bulur, bazıları aptal sanır, bazıları da ondan rahatsız olur. Çünkü Mışkin, insanların saklamaya çalıştığı gerçek yüzlerini ortaya çıkarır. Bir odada herkes rol yaparken, gerçekten samimi olan tek kişi bazen en garip görünen kişi olur.
Bu nedenle romanın adı çok anlamlı olmuş. Asıl soru..
Budala kimdir? Mışkin mi, yoksa iyiliği anlayamayan toplum mu?
Bir başka önemli nokta da Nastasya Filippovna karakteridir. O, kendisini sevilmeye layık görmeyen, geçmişinin yükünü taşıyan trajik bir karakter. Mışkin onda kötülük değil, yaralanmış bir insan görür. Ama bazen sevgi tek başına bir insanı kurtarmaya yetmez. Romanın en acı taraflarından biri bu bence.
Roman boyunca neredeyse insan bir şeylerin eksikliğini yaşıyor, sevgi, kabul edilme, huzur ya da anlam. Bu yüzden karakterler birbirlerine yaklaşırken bile birbirlerini incitiyor. Bu açıdan bakınca Budala, yalnızca bir aşk veya toplum romanı değil; insanın neden mutlu olamadığını sorgulayan derin bir psikolojik eser. Roman bittiğinde olaylardan çok karakterlerin ruh hâlleri akılda kalıyor. Özellikle Prens Mışkin, insanın zihninde gerçekten iyi olmak bir güç müdür, yoksa insanı savunmasız bırakan bir zayıflık mı? Sorusunu bırakıyor.