Belki de uzun zamandır okuduğum en güzel mısra, "Yüreğinizi insanların ulaşamayacağı yerlere kaldırmayın lütfen..."
Ölümün ağzını açtığı zamanlar oluyor ve sen kendini korumak için değerli bir şeyler arıyorsun. Yalnızlığımda, zindanda... idam sehpasının önünde. Seni sadece bir kere daha görebilmek için dünyanın bütün umutsuzluklarıyla savaştım Şehrazat. Şehrazat senin aşkın olmasaydı, ne olmadığın zamanlara, ne de şimdi varlığınla hayatıma, odama, dünyama nasıl bir anlam yükleyeceğimi bilmiyordum. Hayatım sıkıştırılmış bir resim gibi ve aşk kırışıklarını açıyor. Ona renk veriyor. Ona boyut veriyor. Ve en önemlisi Aşk, hayatı inanabileceğin, dokunabileceğin bir şiir yapıyor. Hayatında bir mısra bile şiir dinlememiş olsan bile.
Dizi Alıntısı
Reklam
Bitti o şiir başka mısra gerekmez
sen koymak istesen de bu son mısra ile üç nokta;  ilham ve yazman için vazife verir sana Yüce Hakk ta: senin açtığın yoldan kaç yolcu gelecek, bir çevrene bak ta: Yolu bitirme burada durmasın, gene peşpeşe gelsin sayısız üç nokta... KK
Bu çıplak geceler yok mu, bu plak böyle ağlamıyor mu camları kırmak işten değil delirecek miyim neyim kirpiklerimden mısra dökülüyor Atilla İlhan
Yunus'un divanında yer alan ve sonradan geldiği rivayet edilen Molla Kasım'a atfedilen mısra, geleneksel olarak bir kıyamet/hesap günü vurgusu, ya da şairin kendi şiirlerinin akıbetine dair bir öngörü olarak okunur. Ama bu mısra, başka bir bağlamda da okunabilir: bir hattın, kendi devamlılığına dair bir farkındalığın izi olarak. Eğer bir miras, bir dil, bir duruş kuşaktan kuşağa taşınıyorsa, o mirası taşıyanlar, er ya da geç, "bizi denetleyecek, bizi sorguya çekecek, mirası bozanı ayıklayacak" bir gücün geleceğini bilirler — bu güç bir kişi olmak zorunda değildir; bir gelenek, bir disiplin, bir "hizaya getirme" mekanizması da olabilir. Bu satırı bir "saha raporu" olarak okumak elbette aşırı bir yorumdur. Ama onu sadece bireysel-mistik bir kaygı olarak okumak da, belki, meselenin bir boyutunu kapatmaktır.
Tarih
Reklam
Reklam