Bazı geceler sadece karanlık değildir, içinde yılların sessizliği vardır…
Tavsiye üzerine aldığım bir kitaptı bu. Bana bu kitabı öneren kişiyle aramdaki bağ, bu hikâyeye bakışımı da derinleştirdi. Okumaya başladığımda, yalnızca iki eski dostun buluşması değil; aynı zamanda içimdeki eski sorularla da bir yüzleşme başladı.
41 yıl sonra yeniden karşılaşan General ve Konrad’ın tek gecelik buluşması, bana zamanın nasıl hem dost hem de düşman olabildiğini gösterdi. Her satır, geçmişin izlerini taşıyor; her cümle, bir ömrün ağırlığını…
Mumlar yandıkça hem mekân aydınlanıyor hem de kalplerde saklı kalan karanlıklar… Sadakat, ihanet, aşk, sessizlik… Hepsi bu gecede konuşuluyor ama belki de en çok konuşmayan konuşuyor.
Bu kitabı okurken en çok düşündüğüm şey şu oldu: "Bazı dostluklar neden biter?"
Ve cevap: Belki de hiç başlamadığı için.
Bana bu kitabı öneren Sevgili Niçeda'ya teşekkürlerimi sunuyorum. Çünkü bazı kitaplar sadece kütüphaneye değil, kalbe ekleniyor. Ve bazı tavsiyeler, insanın ruhuna dokunuyor.
Eğer geçmişin izlerini, sessizliğin gücünü ve kelimelerin ötesinde anlatılan duyguları merak ediyorsan; bu kitabı mutlaka oku. Ama yavaşça… Mumlar sona kadar yanarken.
Sence de hayatın anlamı sadece günün birinde kalplerimizi, ruhlarımızı ve bedenlerimizi gezip sonra da ebediyen yanan bir tutkuda olabilir mi? Arada ne yaşanırsa yaşansın. Ve bunu yaşadıysak belki yine de boşuna yaşamamış olabilir miyiz? Tutku bu kadar derin, bu kadar zalim, bu kadar muhteşem, bu kadar gayriinsani mi? Ve acaba bir kişiye değil de sadece arzunun kendisine mi yönelik?
İnsanların kalplerinde fazla gerginlik, fazla öfke, fazla intikam hırsı var. Kalplerimize bakıyoruz ve orada ne buluyoruz? Zamanın en fazla hafiflettiği ama için için yanmaya devam eden öfke.O halde neden dünyadan, insanlardan başka bir şey bekleyelim ki? Ve hayatının sonunda, yaşlı ve bilge olan biz ikimiz, biz de intikam almak istiyoruz. Kimden? Birbirimizden ya da artık hayatta olmayan bir insanın anısından. Saçma bir his.