O ne güneş ne ay ne de yıldızlardır,ancak yüz kulağı ve yüz gözüyle dünyayı sürekli gözetler.Mithra her şeyi işitir,her şeyi görür,her şeyi bilir: kimse onu aldatamaz.Yeminlerde ismi anılan,sözleşmelerde her iki tarafın taahhütlerini yerine getirmesini sağlayan,yalancıları cezalandıran tanrı....
Mitraizmde evren Ahura Mazda (İyilik ve Işığın Tanrısı) ile Ehrimen'in (Kötülük ve Karanlığın Tanrısı) savaş alanıdır. Bu savaşta Tanrı Mithra Ahura Mazda'nın yanındaki en büyük savaşçı ve aracıdır. 21 Aralık, Kuzey Yarımkürede Kış Gündönümü olarak Ehrimen'in(Karanlığın) dünyadaki gücünü zirveye ulaştırdığı ve Ahura Mazda'nın savaşcı Tanrı Mithra'yı öldürerek dünyayı karanlığa boğduğu gündür. Ancak tam bu anda Tanrı Mithra yeniden dirilerek karanlığın mutlak zaferini engeller. Çünkü o(Mithra), Yenilmez Güneşin Yeryüzündeki Temsilidir. 21 Aralık'ta başlayan yeniden doğum/dirilme süreci 25 Aralık'ta son bulur ve sonunda Tanrı Mithra tekrar doğmuş olur. “Et lux in tenebris lucet et tenebrae eam non comprehenderunt” “Işık karanlıkta parlar ve karanlık onu alt edemedi.” Mithra (Sol İnvictus/Yenilmez Güneş) olarak anılırken İsa Mesih de İncil'de kendisini “Dünyanın Işığı” olarak tanımlar.

Doğan

@Anarkozion
·
Sol Invitus/Yenilmez Güneş
​“Mithra, ışığın tanrısıdır ama o güneşin kendisi değil, güneşin önünde giden o yenilmez parıltıdır. O, gökyüzü ile yeryüzü arasında bir 'Aracı' (Mesitês) rolü üstlenir. İyilik ve kötülük arasındaki ezeli savaşta, ruhların koruyucusu ve rehberidir.”
Mitoloji
Reklam
Büyük İskender Şark ve Garp kültürlerini birleştirmek bu iki dünyanın en iyi taraflarını alarak, yeni, büyük ve birleşik, fakat hellenleştirilmiş bir âlem yaratmak istiyordu. Alman tarihçisi Droysen bu sebepten İskender'den sonraki Yunan tarihine haklı olarak Hellenismus adını koydu. Bu Şarkı helenleştirme hareketi idi. Fakat bu iki dünya insanları arasında duyuş, görüş ve dünyayı anlayış o kadar başka idi ki ikisini birleştirmek imkânsızdı. Esasen helenler bu işe razı olmamış ve her fırsatta İskender'e bunu hissettirmişlerdir. İran elbiseleri giyen Büyük İskender İran örf ve âdetini de tatbik ediyor, İranlılara eteğini öptürüyordu. İskender'in bu hareketlerini Helenli arkadaşları ve dostları esefle karşılıyor ve nefretlerini de ifade etmekten geri durmuyorlardı. Filvaki başlangıçta milâttan evvel IV. yüzyılın sonunda ve III. yüzyıl boyunca Suriye ve Anadolu'nun hattâ İran ve arkasının Helen kültürüne bağlandığını, Yunan kültür ve sanatının Hindistan'a kadar yayıldığını ve bu tesirin milâttan sonra VII. VIII., yüzyıllara kadar Asya'nın bir çok yerlerinde devam edip gittiğini müşahede ediyoruz. Fakat Şarkın helenize edilmesi yanında Garbin de şarklılaşması hadisesinin yavaş yavaş sessiz ve gürültüsüz başlamış olduğunu görüyoruz. O günkü yunanlılar bunun farkında bile değillerdi. Çünkü dış görünüşte üstün gözüken, siyasi idareyi ve hâkimiyeti elinde bulunduran Helen kuvvetleri idi. Hellenismus devrindeki Garp üstünlüğü milâttan önce VIII. ve IX. yüzyıllardaki Şark üstünlüğüne benzer. O zaman Doğu âlemi Batı âlemine hocalık ediyordu. Fakat sonunda, yukarıda söylediğimiz gibi, çırak ustasını yendi. Hellenismus devrinde ise Garp öğretmenlik isteği ile Şarka gitti. Fakat onun sihirli kucağı içinde kendisini esir buldu. Garp Şarkın en kuytu yerlerine girmiş bir çok tesirler
Tarih
Yenilmez Güneş ve Çocukları
📰Yeni Çağrı gazetesinde bugünkü yazımda kıymetli Hakan Mokan'ın "Yenilmez Güneş ve Çocukları" romanını değerlendirdim. 📰Yazımın ikinci bölümünde ise Mithraizm, Mithra, Sol Invictus ve Ebionitler hakkında bilgilere yer verdim. 🖇Yazımın linkleri yenicagri.com/yenilmez-gunes
Ne nedir? Ne değildir?
Ne değildir! Örneğin: Mekke' nin Fethi 31 Aralık değildir, 11 Ocak' tır. Gerçi bunu böyle yazanlara sor, "Mekke' nin fethinin yılı nedir" diye onu da bilmezler. Sorun Bedir Zaferi'nin tarihini bilmezler. Hatta iddia ediyorum. Peygamber Efendimizin doğum, ölüm tarihlerini ve yerlerini sor, onu da bilmezler. Çünkü, sosyal medyada kendilerine ne dayatılırsa onu kabul ederler. Sorgulamaz, sormaz, cahildirler. Ne dinlerini bilirler, ne de tarihlerini. "Aman ha, bu batılı adetlerini yaparsak, onlara benzeriz, onlar gibi oluruz" diyorlar. Bir bakıma "haklılar" benzerler! Çünkü kendi dinini, tarihini bilmiyor, bilmedikleri için korkuyorlar. Dinsel olarak korkunun sebebi ise, iman eksikliğinden gelen öz güven kaybıdır. Korkuları, inanç eksikliğinden beslenir. Ne değildir! Noel denilen, İsa peygamberimizin doğum hadisesi ise, 24-25 Aralık değildir mesela. Roma imparatorluğu' nda paganların güneş tanrısı mithra'nın doğum günü kutlamasının, hristiyanlaştırılmış yeni versiyonu ve pagan bayramının Hz. İsa yorumunun devamıdır. Yani 24-25 aralık gerçek noel değildir. zaten katolikler ve batı kiliseleri dışında jülyen takvimi kullanan doğu kiliseleri 06-07 ocak olarak kutlar. Çünkü hristiyan alemi de sorgulamaz, sormaz, cahildirler. Ne dinlerini bilirler, ne de tarihlerini. gerçekte İsa aleyhisselam'ın doğumu M.Ö. 15 Nisan 06 tarihidir. çünkü başta Hz. Muhammet olmak üzere, peygamberler jüpiter-satürn kavuşumunda doğarlar. Tahminimce İsa aleyhisselam, M.Ö. 15 Nisan 06 tarihi sabah 05:00 sularında doğmuştur. Nedir! Hikaye yine romalılar dönemine, bu sefer Jül Sezar'ın m.ö. 46 yılında güneş bir takvimi olan Jülyen (adını Jül Sezar'dan alır) takvimini kullanılmaya yeni yılın başlangıç tarihi de değişti. Başlangıçları temsil eden, Roma tanrısı Janus'un onuruna onunla aynı adı taşıyan
Duygu ve Düşünce
Gaziantep Dülük Köyü; Mithra Tapınağı
Bu Mithra dini biraz ilginç. Zira bugünün dünyasında islam mistisizm'i yani tasavvufa benzetebileceğimiz bir öğreti sunuyor. Öğreti Pater (İnsan-ı Kamil)'e mutlak teslimiyeti önşart kabul ederek, seyri süluka benzer bir arınma yöntemi sunuyor. Böylece dindar, dünyevi ihtiras ve temayüllerinden kurtularak arınıyor. İlginç olan ise İran menşeine sahip olan bu dinin, Anadolu topraklarında ortaya çıkmış olması. Mithra'nın Tanrı'dan çok bir peygamber olduğu aşikar; ancak onun İran menşeine sahip olmasına rağmen o dönemde iki süper güçten biri olan İran Pers imparatorluğunda ortaya çıkıp gelişmek yerine bu süper gücün baş düşmanı konumundaki diğer süpergüç olan Roma'da ortaya çıkıp gelişmesi. Benzer durumlara Roma'nın veliahtı olarak Anadolu Selçuklu ve Osmanlı İmp. Dönemlerinde de rastlıyoruz. Öyleki İran-Şii menşeyli tasavvufi hareketler, İran'da gelişmek yerine baş düşman Anadolu imparatorluklarında doğup gelişiyorlar ve akabinde bu imparatorlukları yıkan bir isyana dönüşüyorlar. (Baba ishak, Kalendar şah isyanları gibi.) Ve her üç dönemde de Anadolu'da mevcut olan bu imparatorluklar, bu hareketlere karşı bir refleks olarak belirli mistik öğretileri de kendi bünyesine katarak Sosyal ve halkçı birer dini devlet dini haline getiriyorlar. Roma devleti mithra dinine karşı Hristiyanlığı, Osmanlı ve Anadolu Selçuklu ise şii tadavvufi hareketlere karşı Sünni tasavvufi anlayışı devletin resmi dini haline getiriyor. Dolayısıyla bu vakalardan mevcut dini kabullerin aslında siyasi bir devlet politikası mı olduğu sorusu doğmuş oluyor. Yani Pers-İran-Safavi imparatorluğu, Anadoludaki imparatorluğu yıkmak için tam teslimiyetçi bir dini anlayışı anadoluya salık vererek halkı belirli gruplara ayırıp mevcut devleti yıkmayı hedefler iken Anadoludaki mevcut İmparatorluklar da tamamen
Din
Reklam
Reklam