youtube.com/watch?v=tfp_ZRY...
Hayvan sever, daha çok da kedi sever.
Kediler asla dağınık değildir, her şey onların istediği yerdedir.
Fazla kitap yoktur, az raf vardır.
Kitabın en vurucu, en ağır darbesi ve belki de en önemli noktası bu kısacık soru cümlesi:
"Daha kaç kişi gelecek?"
Sahaflardan satın aldığım, üzerinde yılların ve defalarca okunmuş olmanın izlerini taşıyan Kurtlarla Dans, uzun zamandır okuma listemde bekliyordu. Öncesinde onu yalnızca Kevin Costner'ın meşhur film uyarlamasının romanı olarak biliyordum. Ancak kitabı bitirdiğimde şunu fark ettim ki:
Kurtlarla Dans, çocukluğumuzda kovboy filmleriyle şekillenen ve Kızılderilileri çoğu zaman saldıran taraf olarak görmeye alıştığımız bakış açısının, tarihsel gerçeklerle tanıştıkça geçirdiği dönüşümün edebiyattaki karşılığıdır.
Romanın merkezinde İç Savaş sonrası sınır karakoluna gönderilen Teğmen John Dunbar bulunuyor. Ancak kitap ilerledikçe Dunbar'ın hikâyesi kadar, hatta belki de daha fazla, Comanchelerin hikâyesini okumaya başlıyoruz. Michael Blake'in en büyük başarısı da burada yatıyor. Yerlileri ne romantik masal kahramanları ne de eski filmlerdeki gibi vahşi düşmanlar olarak gösteriyor. Onları yalnızca insan olarak gösteriyor.
Bugün yaşayan biri için kitapta anlatılan dünya neredeyse fantastik gelebilir. Uçsuz bucaksız bufalo sürüleri, her yerde görülen kurtlar, geyikler ve av hayvanları...
Tıpkı Red Dead Redemption 2 oynarken Arthur Morgan ile Valentine'dan Saint Denis'e doğru yol alırken olduğu gibi, roman boyunca günümüz dünyasında görmeye alışık olmadığımız sayısız hayvanla karşılaşıyoruz. Bugün bize neredeyse fantastik gelen bu manzara, aslında Kuzey Amerika'nın bir zamanlar sahip olduğu doğal zenginliğin son dönemleridir. Avrupa'nın çoktan kaybettiği bir dünya burada hâlâ yaşamaktadır.
Bu yüzdendir ki romandaki av sahneleri yalnızca av sahnesi değildir.
Bufalo, Comancheler için yiyecektir.
Giysidir.
Barınaktır.
Hatta hayatın kendisidir.
Beyaz
Bir süre sonra barış sözleri edilmeye başlandı. Teksaslılarla buluşup anlaşmalar yaptık. Bu anlaşmalar hep çiğnendi. Beyazlar bizden yeni bir şey istediklerinde kâğıtlar üzerindeki sözcükler hep silindi. Bu hep böyle olagelmiştir.
Ben bundan bıktığım için halkımı yıllar önce beyazlardan uzak bu bölgeye getirdim. Uzun bir süredir burada barış içinde yaşıyoruz.
Ama burası topraklarımızın sonu artık. Gidecek başka yerimiz kalmadı.
Bizi kendi topraklarımızda yaşar görünce kızıyorlar ve onların istediklerini istemediğimizde bizi öldürmeye çalışıyorlar. Sanki savaşçıymışlar gibi kadınlarla çocukları da öldürüyorlar.
"Hırçın Kuş'la ben ilk konuşmaya başladığımızda bana yanıtnı veremediğim bir soru sorulmuştu. Hırçın Kuş, 'Kaç beyaz gelecek?' diye sorardı, ben de ona 'Bilmiyorum,' derdim. Bu doğruydu. Kaç kişinin geleceğini bilmiyorum. Ama size şunu söyleyebilirim. Gelenler çok kalabalık olacaktır."