Sen çok seyrek haksız çıkardın, çünkü az konuşurdun. Az konuşurdun, çünkü dışarı az çıkardın. Çıktığında da dinler, bakardın. Artık hep haklı olacaksın, çünkü bir daha konuşmayacaksın.
Bedenine hiçbir şey olmamış gibi. Bana söylendiğine göre, kafatasın parçalanmamış. Bir maçtan sonra çimlerin üstüne uzanıp dinlenen genç bir tenisçiyi andırıyorsun. Yirmi beş yaşındasın. Artık ölüm üstüne benden daha çok şey biliyorsun.
Dünyadaki gerçek konumumuzu korkusuzca algılamakta tam bir mutluluk ve mit duvarları arkasına saklananların görebileceklerinden çok daha canlı bir dram vardır. Düşünce dünyasında, kendi fiziksel güçsüzlükleriyle yüzleşmeye hazır olanların açılabilecekleri “engin denizler” vardır. Bütün bunlardan daha önemlisi olarak da gün ışığını karartan, insanları kavgacı ve acımasız yapan korkunun zulmünden kurtuluş vardır. Dünyadaki konumunu olduğu gibi görme yürekliliği gösteremeyen hiç kimse bu korkudan kurtulamaz; kendisine, kendi küçüklüğünü görme olanağı vermeyen hiç kimse muktedir olduğu yüceliğe erişemez.