Hepimiz küçük parçalardan oluşuruz, bu parçalar öyle şekilsiz, öyle farklıdırlar ki birbirlerinden, her biri her an canının istediğini yapar; bu yüzden kendimizle kendimiz arasındaki farklılıklar, kendimizle başkaları arasındaki kadardır.
Michel de Montaigne, DENEMELER, İkinci Kitap
Hükümdarlarının (Türkler'in) senede muayyen bir günü vardır. Bugün hükümdar adına büyük bir ateş yakılır. Hükümdar yüksek bir yerden eğilmiş, ateşe doğru bakarken kahinler ateşe doğru birşeyler söylerler. Bunun üzerine ateşten yukarı doğru bir çehre yükselir. Eğer bu çehre mavi ise yağmura ve bolluğa, beyaz ise kuraklığa, kırmızı ise kan dökülmesine, sarı ise hastalıklara, siyah ise Kağanın ölümüne veya uzak yolculuğa delalet eder...
Bu evrende, üstteki gök parlaktır, altta yağız yer karanlıktır. Güneş tanrısı parlaktır, Ay tanrısı karanlıktır. Ateş parlaktır, su karanlıktır. Er parlaktır, dişi karanlıktır. Bu yerli-göklü, dişili-erkekli ilkeler kavuşursa, bütün canlı ve cansız iki türlü varlık doğar belirir... Güneş ve Ay karışıp kavuşarak yol almaktadır. Bundan ötürü yazlı-kışlı dört mevsim olur. Dört mevsim içindeki her mevsim yine ikişer zamana ayrılıp sekiz yeni gün doğar...