Sıcak bir kahve, eşlik eden bir sigara. Yoğunluğun ortasında derin bir nefes. Ilık bir duşla gelen o hafiflik hissi. Bedenen ve zihnen durulma zamanı; kısa ama canlandırıcı bir mola.
Duygu ve Düşünce
Mola
Yoğun bir koşturmacanın ortasında, hem zihni hem de bedeni nadasa bırakacak kısa bir mola... ​İş yoğunluğu ne kadar tatlı bir telaş olsa da ara sıra durup nefes almak, pilleri şarj etmek lazım. Ne de olsa senede sadece üç ay işin, hareketin ve bereketin olduğu bir coğrafyada yaşıyoruz; zaman akarken çalışmak da üretmek de şart. Ama tam da bu yüzden, o kısa molaların kıymetini bilip ruhu dinlendirmek en büyük hakkımız. ​Şimdi biraz sakinlik, sonra kaldığı yerden devam...
Duygu ve Düşünce
Reklam
Hayat her zaman düz bir çizgide ilerlemez. Bazen bizi en çok sınadığı, yolları en dolambaçlı hale getirdiği anlar, aslında en derindeki gerçeği bulmamız içindir dılemın.Bugün aramıza giren o mesafeler, birbirimize geç kalmışlığımızın cezası değil; sabrımızın, sevgimizin ve birbirimize duyduğumuz saygının en asil kanıtıdır. Şu an her şey imkansız, yollar kapalı ve gökyüzü gri görünebilir. Ama unutma ki, en koyu gecenin bile sabaha teslim olmaktan başka çaresi yoktur. Bugün durduğumuz yer, hikayemizin sonu değil; sadece zorunlu bir mola. Biz bu mesafeyi birbirimizi daha az sevmek için değil, birbirimizi hak ettiğimiz gibi, hiçbir gölgenin altında kalmadan, özgürce sevebilmek için koyduk. Kalplerimiz bir kez o gizli bağla birbirine düğümlendiyse, zaman ve şartlar sadece birer teferruattır. Geleceğe dair umudum var; çünkü seninle aynı gökyüzünün altında, aynı imkansızlığı göğüsleyebilmenin bile bir güzelliği var. İnanıyorum ki hayat, er ya da geç, ait olduğu yeri bulan ruhları ödüllendirir. Şartların sustuğu, vicdanların müsterih olduğu ve bizim sadece birbirimizin gözlerine bakarak yürüyebileceğimiz o gün mutlaka gelecek. O güne kadar umudunu eksiltme, kalbini yorma cigeramın.Bizim hikayemiz yarım kalmadı; sadece doğru zamanı bekliyor. Ve o doğru zaman geldiğinde, bugünkü sabrımızın her saniyesine değecek dılemın… 00:52 cam balkon #Ç❤️
Modern mimaride gri, "boşluğu" temsil eder. Beyaz çok parlak ve bazen soğuk (hastane gibi) gelirken, bej veya kahve tonları "eski moda" olarak kodlandı. Gri ise, mekanın içindeki eşyayı, sanat eserini veya insanın kendi kimliğini öne çıkaran mükemmel bir fondur. İnsanlar evlerini artık "bittiğinde olduğu gibi kalan" bir yer olarak değil, her gün yeniden "kürate edilebilir" bir alan olarak görüyor. Gri duvarlar, üzerindeki objelerin rengini (kırmızının canlılığını, ahşabın sıcaklığını) daha fazla vurguluyor. Gri, bir nevi sahne ışığı görevi görüyor. Villalardan rezidanslara kadar betonun, metalin ve taşın kendi doğal rengi olan grinin öne çıkması, "doğallığa dönüş" arayışıyla ilgili. Modern insan, plastik ve yapay kaplamalardan yoruldu. Gri; betonun ham haliyle (brütalist mimari etkileri), doğanın taş dokusuyla veya çeliğin soğuk gücüyle birleştiğinde "gerçek" bir his veriyor. "Bu bina, olduğu gibi, boyasız ve yalın" mesajı, psikolojik olarak dürüst ve güven verici algılanıyor. Dijital dünyanın getirdiği aşırı uyarıcı (renk, ışık, bildirim) bombardımanı, insanın görsel algısını yoruyor. Dış dünya bu kadar kaotik ve "renkli" iken, insan evine girdiğinde zihinsel bir mola istiyor. Gri; neşelendirmeye çalışmaz, sakinleştirmez de; sadece susar. İnsanın içsel gürültüsünü yatıştıracak, sakin, minimalist ve "sessiz" bir sığınak arayışı, evlerin dış ve iç cephelerini griye boyatıyor. Kültürel imgelemde gri, artık "bunalımlı" değil; "cool", "minimalist" ve "modern" oldu. İnsanlar evlerinde bu "cool" duruşu yakalamak istiyorlar. Gri bir villa, içinde yaşayanın entelektüel olarak rafine olduğu mesajını veren bir statü sembolüne dönüştü. Buradaki paradoks şu: Herkes "farklı olmak" için griyi seçiyor ama sonuçta herkes "aynı" gride buluşuyor.
Psikoloji
Bir bedevi çadırında kahve keyfi Çöl töre kahve bedeviler çölün katı töresinin belirlediği bir yaşam kahve içmekten konuk ağırlamaya düğünden ölüme ıssız çöllerde hırçın vadilerde hayat sürdüren konar göçer bedeviler Atlas sayı 103 ekim 2001 Kul Nefsani az gitti uz gitti çöllerin katı ve bozulmayan törelerini aciz kalemi ile yazmaya çalıştı şehirlerde parklarda mola verdi kahve telvesini çayın demini tattı ve en son bir bedevi çadırına konuk oldu Nefsani şöyle anlatıyor hatıratlarını torunlarına bırakacağı yadigarlarını kadınlar peçe takmıştı çadır kuruyorlardı kadınlar her zamanki gibi çilekeşti koskoca çadırları açıp ıssız çöle onlar kuruyordu deveci mukhsininin geleneğe bağlı bir yaşamı vardı kahve içmekten hoşlanır her gelen misafire köpüklü iki şekerli muhabbetin en koyusundan kahve pişirtir misafiri aç bırakmaz yolda koymaz İkram edene ikram edileceğini iyi bilir konar göçer bugün var yarın yokuz diyip gittiğimiz yerde bizede ikram edilsin dedikten sonra misafire ikramı bol tutmak bir bedevi yasasıdır derdi iki kahve iki şeker dedi Hadija kadın bir çok milletin töresinde örfünde göçebelik vardır nasıl siz türklerde yörükler varsa biz araplarda bedevilik vardır ağam diyordu arap muhsin oldukça zor bir hayat sürer doğanın zor şartlarına direnmeye gayret gösteririz kıl çadırlar soğuğu keser kimi bedevi zor şartlara dayanamayıp şehre yerleşmiştir biz bedeviler Allaha ve ahiret gününe inanır harcayacaklarımızı onun yoluna harcar onun yakınlığını dileriz
Din
İnsan ilişkilerinde yeni ölçü: Fayda
Eskiden bir insan anlatılırken “Çok iyi biridir”, “Vefalıdır”, “Eli açıktır”, “Dost canlısıdır” denirdi. Bugün ise birini överken kullanılan kelimeler değişti: “Çevresi çok güçlü”, “İş bitirici”, “Bağlantıları kuvvetli”, “İşe yarayan biri.” Bu yalnızca dilin değişmesi değil; insanın değerinin nasıl ölçüldüğünün değişmesi. Çünkü dil, toplumların bilinçaltıdır. Hangi özellikler parlatılıyorsa, hangi sıfatlar ödüllendiriliyorsa toplum aslında neye dönüştüğünü orada ele verir. Bir zamanlar sadakat karakter göstergesiydi; şimdi birçok yerde ‘fazla duygusal olmak’ gibi algılanıyor. Eskiden birinin iyi günde kötü günde yanında durması kıymetliydi. Şimdi ise birçok ilişki görünmez bir performans sözleşmesi gibi işliyor: Ne kadar fayda sağlıyorsan, o kadar varsın. Üstelik mesele yalnız para da değil. Kimi insan güçlü çevresi olduğu için hayatlarda tutuluyor, kimi statü sağladığı için, kimi yalnız kalınca aranacak bir ‘duygusal mola alanı‘ olduğu için. İnsan artık yalnız insan biriktirmiyor; kendine görünmez bir ilişki portföyü kuruyor. Ve kırılma tam burada başlıyor. Bir insanın karakterinden önce işe yararlılığı konuşulmaya başladığında, ilişki yavaş yavaş duygusal bağ olmaktan çıkıp stratejik yatırım alanına dönüşüyor. İnsanlar artık çoğu zaman birbirine ‘Kimdir?‘ diye değil, ‘Hayatımda neyi kolaylaştırır?’ diye bakıyor. İyi biri olmak tek başına yeterli görülmüyor; hız kazandırması, kapı açması, görünürlüğü artırması bekleniyor. İlişkiler hâlâ sıcak ve samimi görünüyor belki ama derinde giderek daha hesaplı hale geliyor. İlişki piyasası __Kapitalizm yalnız çalışma biçimimizi değiştirmedi; duygusal dünyamızı da dönüştürdü. İnsan artık yalnız CV hazırlamıyor; kendisini de tasarlıyor. Nasıl göründüğünü, kimlerle yan yana durduğunu, hangi çevreye ait
Makale|Yazı
Reklam
Reklam