Üç gündür edebiyatımızın usta kalemlerinden biri olan Sait Faik Abasıyanık yolculuğundaydım. Sevgili
merve ile başladığımız bu yolculukta Son Kuşlar eşlik etti bize. Hem buluştuk hem de harika bir kitap okumuş olduk!
Denizin ve balıkların kokusunu anımsatan, balıkçıların alın terinde ve yaralarında boğulduğunuz, adalı, kuş çığlıklarıyla süslenmiş, gelişigüzel ve sıradanlıkla anlatılan bu harika hikayalerin içinde kayboldum. Yazar öykükerini öylesine yazmış gibi görünse de, somutlukla çerçevelendirmiş olsa da ben anlatımı yoğun ve duygulu buldum. Özellikle “yazmak”la ilgili düşüncelerini ve tavırlarını açık açık yansıtmış bazı öykülerinde.
İnsanı kucaklayan ve olduğu gibi kabul eden bir yapısı var yazarın, öykülerinde onlara kızsa da sövse de yalnızlıktan nefret ettiğini anlayabiliyorsunuz. Tasvirleri de çok hoşuma gitti çünkü aynı zamanda bir doğa sever…
Hayatından sunduğu kesitler ile günümüzden çok farklı bir yaşam tarzı sergilenmiş ve eskiye duyulan özlemi de iliklerinize kadar işliyor öyküler. Nostalji, masumiyet ve geçmiş gibi kavramlarla donatılan bu öyküler aslında bir taslak çalışması gibi duruyor. Daha çok “özenilmemiş” hissi veriyor insana ama çekici yönüde bu zaten. Bundan çok bahsettim ama öyküleri keyifle okumamın etkisinde bu sıradanlığın payı büyük.
Semaver adlı kitabıyla tanışmıştım yazarla ve diğer kitaplarını da okumak istiyorum. Neden ve sonuç ilişkisi olmayan, belirsiz, tak diye biten bu öyküler sanki içimizden eksik bir yerleri tamamlıyor gibiydi…